Kök

مثل

Kur'an'da 169 yerde, 148 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Tahtada bir ağaç çizen öğretmeni düşün. Bu çizim, sözü gözle görülür yapar; buna mesel deriz. Misli ise bir şeye denk olan karşılıktır. Kur’an bazen heykel ya da insan şekliyle başlar, sonra örnekli anlatır, sonra da denk karşılık ve en yüce nitelemeyi bildirir.

Türkçedeki izi

misal
Kur’an’daki temsil ve örnek için kullanılan ad.
mesela
Bir şeyi örnekle açarken söylediğimiz söz.
temsil
Bir durumu göz önüne seren anlatım; aynı kökten.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileضرب(darp,darbe)

    Darabe örnek vermek fiilidir; mesel verilen örneğin kendisi ve denk ölçüdür. Yani Drb işi başlatır, mesel içeriği taşır. Kısacası Drb eylem, mesel içerik.

    • 13:17Burada fiil tarafı öne çıkar: Allah böyle misaller verir. Yani örnek koyma işi anlatılır.
    • 14:24Burada mesel içeriktir: Güzel ağaç tablosu sözün somut örneği olur.
  • bu kökileشبه(şüphe,teşbih)

    Şebeh benzerlikten doğan karışıklığı anlatır. Mesel ise ölçü koyar ve örnekle açıklık getirir. Kısacası $bh benzerlik bulanık, mesel açıklayıcı.

    • 2:118Kalplerin birbirine benzemesi, karışıklık ve tekrar eden sözleri gösterir.
    • 29:41Örümcek yuvası benzetmesi açık bir tablo kurar; bu meseldir.
  • bu kökileابي(ebâ etmek)

    Aby isteyerek geri durmak ve reddetmektir. Karşılaştırma ya da örnek kurmaz. Mesel ise örnek kurar ve denklik bildirir. Kısacası Aby reddetmek, mesel açıklamak.

    • 20:56Firavun, gösterilenlere rağmen kabulden çekindi; burada reddetme var.
    • 62:5Eşek benzetmesiyle açık bir mesel kurulur; anlatım örnekle yapılır.

Müfessir diliyle

Bir şeyin eşdeğerini yahut manasını aydınlatan tasvirî kalıbını ortaya koyma.

Mِthl biçimi, eş ölçü ve muadeleyi, yani bir şeye denk karşılığı bildirir (22:60; 42:40; 60:11; 6:38; 4:140). Mَthal ise bir hakikati görünür kılan temsilî tabloyu, anlatım kalıbını ifade eder (2:17; 13:17; 14:24; 16:112), bu yüzden Kur’an’da insanlar için çokça ‘amthāl’ sergilenir (39:27; 17:89). Kök, hem sayısal/miktarsal denklik (3:13; 3:165; 5:36; 39:47) hem de kavramsal açıklama için kurulan temsil üzerinden işler (2:261; 29:41; 62:5; 66:11).

Somuttan soyuta

Somut suret/biçimden başlar: heykel/suret (21:52; 34:13) ve insan görünümü (19:17). Oradan temsilî anlatıma (14:24; 13:17) ve hukukî/ahlakî denkliğe (22:60; 42:40), nihayet yüce nitelemeye (30:27) yükselir.

Kardeş köklerden farkı

  • ضربile farkı

    Daraba, temsil kalıbını ‘ortaya koyma/ileri sürme’ fiilidir; مثل ise ya bu kalıbın kendisini (مَثَل) ya da denklik içeriğini (مِثْل) adlandırır. Fiil eylemi kurar, مثل muhtevayı ve ölçüyü taşır.

  • شبهile farkı

    شبه, ayırt etmeyi güçleştiren benzerlik/karışıklığı anlatır (nesneler/kalpler birbirine benzer); مثل ise denk karşılık ve açık temsil kurar, çoğu yerde ölçü ve açıklık getirir.

  • ابيile farkı

    أبى, iradî geri durma/kaçınmadır; karşılaştırma ya da temsil içermez. مثل aynı bağlamlarda içerik sunarken, أبى buna direnmenin adıdır.

Anlam alanları · 5

  1. Eş ölçü ve muadele

    Ceza/karşılık ve miktarda denkliği bildirir; verilen kadarını geri verme ya da aynı payı koyma.

  2. Türdeşlik ve aynı sınıfa aidiyet

    Varlıkların aynı tür/konumda oluşunu, eş statüde duruşunu bildirir.

  3. Tasvirî anlatım ve ibret tabloları

    Gerçeği görünür kılan temsilî tablolar ve tarihî ibret kalıpları.

  4. Niteleme ve yüce tasvir

    Yücelik bildiren niteleme ve Allah için karşılık kurma yasağı.

  5. Somut suret ve biçim

    Biçim verilmiş nesneler ve bir şekle bürünüp görünme.

Biçimlerin kullanımı

مَثَل
Hakikati açan temsilî tablo/nitelendirme; karşılaştırmalı anlatım kalıbı.
مِثْل
Eşdeğer, muadil; aynı tür ve ölçüde karşılık.
تَمَاثِيل
Biçim verilmiş suretler/heykeller.
تَمَثَّلَ
Bir surete bürünmek, o şekil üzere görünmek.
مُثْلَىٰ
En seçkin/örnek alınan; kıstas sayılan yol/ölçü.

Güven: Güçlü · incelenen 64 ayetin 25'i açıklandı (%39) · toplam 148 ayetten dengeli örnek

Kök farklı bağlamlarda geniş biçimde kullanılmış; denklik ve temsil eksenleri pek çok ayette tutarlı biçimde beliriyor.

Açık soru: مِثْل bazen tam denklik, bazen yalnız türdeşlik bildirir; ayrıca 30:27’de ‘المثل الأعلى’nın kapsamı bağlama göre farklı yorumlara açık olabilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

50 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:17'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 95Medenî · 53
isim · 166sıfat · 2fiil · 1

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 64

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

كَمَثَلِ13مَثَلٗا12مِثلَ10مَثَلُ10مِّثلَ7مِثلُ6مِّثلُكُم6مِّثلِهِ5بِمِثلِ5مَّثَلُ5مَثَلًا5ٱلأَمثَالَ5مِّثلُنَا4مَثَلٖ4وَمَثَلُ3مِّثلُهُ3وَمِثلَهُ3ٱلأَمثَٰلَ3مَثَلُهُم2فَمَثَلُهُ2مِّثلُ2أَمثَالُكُم2مِثلَهَا2ٱلمَثَلُ2بِمِثلِهِ2مِثلَهُم2مَّثَلٗا2وَمِثلَهُم2وَمَثَلٗا2ٱلأَمثَٰلُ2أَمثَٰلَهُم2أَمثَٰلَكُم2مِثلِهَآ1مِّثلَيهِم1مَثَلَ1مِّثلَيهَا1مِّثلُهُم1مَّثَلُهُ1أَمثَالِهَا1بِمِثلِهَا1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:17Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezlerمَثَلُهُم
  2. 2:23Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur'ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru isenizمِّثلِهِ
  3. 2:26Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtırمَثَلٗا
  4. 2:106Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdirمِثلِهَآ
  5. 2:113Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektirمِثلَ
  6. 2:118Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdikمِّثلَ
  7. 2:137Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse onlar sadece ve sadece didişmenin içindedirler. Allah onlara karşı sana yeter. Ve O, işitendir, bilendirبِمِثلِ
  8. 2:171O kâfirlerin hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyerek haykıranın haline benzer; onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezlerوَمَثَلُ
  9. 2:194Hürmetli ay hürmetli aya ve bütün hürmetler birbirine karşılıktır. O halde kim size saldırdıysa, siz de ona yaptığı saldırının aynıyle saldırın da ileri gitmeye Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdirبِمِثلِ
  10. 2:214Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındırمَّثَلُ
  11. 2:228Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirمِثلُ
  12. 2:233Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellefolur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görürمِثلُ
  13. 2:261Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah'ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilirمَّثَلُ
  14. 2:264Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmezفَمَثَلُهُ
  15. 2:265Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görürوَمَثَلُ
  16. 2:275Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardırمِثلُ
  17. 3:13Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardırمِّثلَيهِم
  18. 3:59Doğrusu Allah katında İsa'nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdiمَثَلَ
  19. 3:73Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın" (dediler). De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın yoludur". (Onlar kendi aralarında): "Size verilenin benzerinin hiçbir kimseye verilmiş olduğuna, yahut Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize deliller getireceklerine" (de inanmayın dediler). De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, rahmeti bol olan, her şeyi hakkıyla bilendirمِّثلَ
  20. 3:117Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup da mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın hali gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Fakat kendileri, kendilerine zulmediyorlarمَثَلُ
  21. 3:140Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah'ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmezمِّثلُهُ
  22. 3:165(Bedir'de düşmanı) iki katına uğrattığınız bir musibet (Uhud'da) size çarpınca mı: "Bu nereden" dediniz? De ki: "Bu başınıza gelen kendinizdendir". Şüphesiz Allah her şeye kâdirdirمِّثلَيهَا
  23. 4:11Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biriananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdirمِثلُ
  24. 4:140Allah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktırمِّثلُهُم
  25. 4:176Senden fetva istiyorlar. Deki: "Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendirمِثلُ
  26. 5:31Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan olduمِثلَ
  27. 5:36Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr edenlerin olsa, bunlar kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardırوَمِثلَهُ
  28. 5:95Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamını alır. Allah damia gâliptir, intikam sahibidirمِّثلُ
  29. 6:38Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlarأَمثَالُكُم
  30. 6:93Allah'a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: "bana vahyedildi" diyen ve: "Allah'ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim" diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve: " Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah'a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O'nun âyetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azapla cezalandıralacaksınız" derlerمِثلَ

Bu kök 148 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.