Kök
شيا
Kur'an'da 519 yerde, 449 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Bir pazarda terazinin başındasın, kimsenin malından eksiltmiyorsun. Sonra görüyorsun: bazen konu bir kırıntı kadar küçük, bazen de ‘her şey’ diye gökleri ve yeri kapsıyor. Kur’an’da ‘şey’ belirlenebilir varlık ve pay demek, ‘şâe’ ise Allah’ın ya da insanın seçip sonucu başlatmasıdır.
Türkçedeki izi
- şey
- Bu kökün isim hali; belirli konu ya da varlık demek.
- eşya
- ‘şey’in çoğulu; somut mallar ve eşyalar anlamında.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileقدر(kudret, kader, takdir)
qdr güç ve ölçü koymayı anlatır. şâe seçip sonucu başlatmayı anlatır. Kısacası qdr güç ve ölçü, şâe seçim ve uygulama.
bu kökileبسط(bast)
bsT yaymayı ve genişletmeyi anlatır. şâe kime ve ne kadar olacağını seçer. Kısacası bsT yayma, şâe payı belirleme.
bu kökileوسع(vüsat)
wsE genişlik ve kuşatmayı anlatır. şâe bu geniş alan içinde özel bir seçimi yapar. Kısacası wsE genişlik, şâe ayırıp özgü kılma.
Müfessir diliyle
Belirlenebilir varlık yahut konu; ve onun vukuunu seçip hükme bağlayan irade.
İsim كُلُّ شَيْءٍ kalıbıyla yaratma, mülk ve bilgiye konu olan her belirlenebilir varlık/olgu için kullanılır (2:29; 13:16; 23:88; 58:6; 42:11). Ticarette insanların hakkı ve mülkiyeti somutlanır: أَشْيَاءَهُمْ (11:85; 26:183). Varyantları en küçük payı, herhangi bir miktarı da ifade eder (2:155; 21:47; 8:19; 35:18; 5:104). Fiil شَاءَ ise öznenin (Allah veya insan) seçenekler arasından seçip sonucu devreye sokmasını gösterir: insan için tercih (7:161; 18:77), Allah için dağıtma/seçme ve sonuç doğurma (17:30; 13:13; 24:43; 42:52), ayrıca istisna/izin formülü (11:108; 53:26; 48:27).
Somuttan soyuta
Somut eşya ve haklar (11:85; 26:183) → en küçük miktar ve derece (2:155; 21:47) → evrensel yaratılış ve kuşatım (13:16; 23:88) → iradenin seçip sonucu doğurması (7:161; 17:30).
Kardeş köklerden farkı
قدرile farkı
qdr kudret/ölçü koyma ve yeterlilik bildirir; $yA ise seçenekler içinden belirleyip sonucu yürürlüğe koyan iradeyi gösterir. qdr imkânı, $yA seçimi vurgular.
بسطile farkı
bsT yayma-genişletme eylemidir; $yA bu yaymanın kime/nerede gerçekleşeceğini belirleyen seçimdir.
وسعile farkı
wsE genişlik/kuşatıcılık niteliğidir; $yA ise bu geniş imkân içinden özel bir tahsisi veya istisnayı kararlaştırır.
Anlam alanları · 5
Yaratma, mülk ve kuşatım
Belirlenebilir bütün varlık/olgular yaratma, sahiplik ve bilgi alanına dâhildir.
Mülkiyet ve hakların konusu
İnsanların elindeki somut hak ve mallar أَشْيَاء olarak anılır; eksiltmek yasaklanır.
En küçük pay ve ‘herhangi bir miktar’
Korku-açlıkta pay, haksızlıkta zerre kadar pay, faydasızlıkta ‘hiç’ ifadesi bu kökle kurulur.
İlâhî seçme ve tasarruf
Rızkın dağıtımı, isabet/def’ ediş, hidayet/ibdal gibi sonuçlar ilâhî seçimle gerçekleşir.
Beşerî tercih ve koşul
İnsanlar seçenekler arasında karar verir; bazen beşer planı ilâhî koşula bağlanır.
Biçimlerin kullanımı
- شَاءَ
- Seçip sonucu hükme bağladı; karar verip gerçekleştirdi.
Güven: Güçlü · incelenen 60 ayetin 22'i açıklandı (%37) · toplam 449 ayetten dengeli örnek
Ayetler hem isim hem fiil kullanımını geniş bağlamlarda ve karşılaştırmalı biçimde gösteriyor.
Açık soru: كُلَّ شَيْءٍ ifadesinin kapsamı bağlama göre belirlenir (16:89), ayrıca شَاءَ ile أَرَادَ ayrımı bu seçkide tam açılmıyor (16:40).
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 33
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:20O şimşek nerdeyse gözlerini (n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdirشَآءَ
- 2:29O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilirشَيءٍ
- 2:35Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuzشِئتُمَا
- 2:48Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmazشَيـٔٗا
- 2:58Hani bir zamanlar "Şu şehre girin de onun nimetlerinden dilediğiniz şekilde bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve "hıtta" (bizi bağışla!) deyin ki, size, hatalarınızı mağfiret ediverelim, iyilik yapanlara nimetlerimizi daha da arttıracağız" dedikشِئتُم
- 2:70Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz." dedilerشَآءَ
- 2:90Ne kadar çirkindir o uğruna kendilerini sattıkları şey ki; Allah'ın kullarından dilediğine kendi lütuf ve kereminden vahiy indirmesine kafa tutarak, Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler. İşte bu yüzden de gazap üstüne gazaba uğradılar. Can yakıcı azap asıl kâfirler içindirيَشَآءُ
- 2:105Ne Kitap ehlinden, ne de müşriklerden hiçbiri, size Rabbinizden bir hayır indirilsin istemez. Allah ise, üstünlüğü, rahmetiyle dilediğine mahsus kılar ve Allah çok büyük lütuf sahibidirيَشَآءُ
- 2:106Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdirشَيءٖ
- 2:109Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdirشَيءٖ
- 2:113Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektirشَيءٖ
- 2:123Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir taraftan yardım da görmezlerشَيـٔٗا
- 2:142İnsanlar içinde bir kısım beyinsizler takımı, "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. O, kimi dilerse onu hidayete erdirirيَشَآءُ
- 2:148Ümmetlerden her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir, haydin, hep hayırlara koşun, yarışın. Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdirشَيءٖ
- 2:155Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleriبِشَيءٖ
- 2:170Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun." dendiği vakit de: "Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız." dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklarشَيـٔٗا
- 2:178Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardırشَيءٞ
- 2:212Dünya hayatı, inkar edenler için bezendi. (Onlar), iman edenlerle eğleniyorlar. Halbuki takva sahibi olan o müminler, kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verirيَشَآءُ
- 2:213İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletirيَشَآءُ
- 2:216Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsinizشَيـٔٗا
- 2:220Dünya ve ahiret hakkında (düşünürsünüz.) Sana bir de yetimlerden soruyorlar. De ki: Onlar hakkında yapacağınız bir ıslah, işlerine karışmamaktan daha hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyla ıslah ediciyi bilir, birbirinden ayırd eder. Eğer Allah dileseydi, sizi zora koşardı. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirشَآءَ
- 2:223Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın. Allah'tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O'nun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed, müminleri müjdeleشِئتُم
- 2:229Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da size helâl olmaz. Ancak Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de bunların, Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın çizdiği hudududur. Sakın bunları aşmayın, Her kim Allah'ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdirشَيـًٔا
- 2:231Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilirشَيءٍ
- 2:247Peygamberleri onlara: "Allah, size hükümdar olmak üzere Talût'u gönderdi." demişti. Onlar: "Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir." dediler. Peygamberleri de "Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir." dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilirيَشَآءُ
- 2:251Derken, Allah'ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut'u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah'ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidirيَشَآءُ
- 2:253O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'lKudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerininkanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yaparشَآءَ
- 2:255Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktürبِشَيءٖ
- 2:259Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dediشَيءٖ
- 2:261Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah'ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilirيَشَآءُ
Bu kök 449 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.