Kök

ظلم

Kur'an'da 315 yerde, 290 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Gece yoldasın, elindeki fener sönüyor. Her yer kararınca yön duygun da sönüyor. Kur’an’da zulüm önce böyle ışığın çekilmesi gibidir, sonra da birinin payını kısmak, hakkını eksiltmek diye anlatılır.

Türkçedeki izi

zulüm
Birinin ışığını ve hakkını kısmaya yakın anlamdadır.
zalim
Başkalarının payını kesen, karartan kişi demektir.
mazlum
Payı kesilen, hakkı elinden alınan kişidir.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileثوي()

    vwy sonuç yeri ve konak demektir. Zulüm ise payı kısmak, karartmak olan eylemdir. Kısacası Zlm eylem, vwy varış yeridir.

    • 3:25Burada kimsenin payı eksiltilmiyor; zulüm yok deniyor.
    • 3:151Burada dönüp varacakları yerin ateş olduğu söylenir; sonuç yeri anlatılır.
  • bu kökileغرق(gark)

    grq somut boğulmadır. Zulüm bu cezayı doğuran haksızlıktır. Kısacası Zlm suç, grq ceza sahnesidir.

    • 42:42Burada zulmeden ve taşkınlık edenlere azap var; suç vurgusu önde.
    • 11:37Burada zulmedenler için boğulma anlatılır; somut ceza sahnesi.
  • bu kökileجحد()

    jHd bile bile inkâr etmektir. Zulüm bu inkârın arkasındaki karartma ve pay kısmadır. Kısacası Zlm içteki karartma, jHd açık inkârdır.

    • 6:157Burada âyetlerden yüz çeviren için en zalim kim denir; iç karartma önde.
    • 27:14Burada bile bile inkâr anlatılır; kasıtlı reddetme öndedir.

Müfessir diliyle

Asıl mana: ışığı ve payı eksiltmek; şeyi yerinden çekip karartmak, böylece hak sahibini mahrum bırakmak.

Nazâir iki ana ekseni gösterir: duyusal karartma (2:17; 2:20) ve bir payı eksiltme/mahrum bırakma (3:25; 4:49; 18:33). Fiil, bazen başkasına, bazen de kişinin kendi nefsine yönelir (2:54; 4:97; 18:35). Allah katında ise böyle bir eksiltme yoktur; “kullara karşı çokça eksiltici/mahrum bırakıcı değildir” (3:182; 22:10) ve “âlemler için eksiltme istemez” (3:108).

Somuttan soyuta

Somut karanlık: ışığın çekilip görmenin sönmesi (2:17; 13:16); buradan hidayet ve hakikate erişimin perdelenmesine (6:157; 18:57), sonra da başkasının payını kısmaya uzanan mecazî alan açılır (3:25; 4:49).

Kardeş köklerden farkı

  • ثويile farkı

    ثوي, bir kimsenin yerleşip kaldığı durağı/son konaklamayı anlatır; ظلم ise failin yaptığı karartma/mahrum bırakma fiilidir. Biri sonuç yeri (مَثْوًى), öteki sebep ve eylemdir.

  • غرقile farkı

    غرق somut bir boğulma-yok oluş olayıdır; ظلم o boğulmayı gerektiren mahrum bırakıcı-sınır aşan tutumun adıdır. Biri ceza biçimi, diğeri suça kaynaklık eden fiildir.

  • جحدile farkı

    جحد bilerek inkâr etme, dil ve tavırla reddetmedir; ظلم ise bu inkârın arka planındaki payı kısmak/karartmak tavrı ve genel fiilidir. İnkâr (جحد) görünür, ظلم onun iç sebebi/vasfıdır.

Anlam alanları · 5

  1. Işığın çekilmesi ve karanlık

    Görmeyi durduran kararma; sonra hidayetin perdelenişine temel olur.

  2. Payı eksiltme ve mahrum bırakma

    Bir kimsenin hakkından kıl ucu kadar bile kısmak; Allah bunu yapmaz.

  3. Kişinin kendine yönelen mahrumiyeti

    Nefse dönük eksiltme; nimet ve akıbeti kendi aleyhine karartma.

  4. Ayetleri perdeleme ve yüz çevirme

    Delili bilip örtmek veya ondan uzak durmak, iç kararmanın belirtisi.

  5. Toplumsal taşkınlık ve ilahî müeyyide

    Şehir/nesil ölçeğinde sınır aşımı; ardından yakalama ve helâk.

Biçimlerin kullanımı

ظَلَمَ
Bir payı/ışığı eksiltmek; şeyi yerinden çekip karartmak; nefse veya başkasına yönelir.
ظُلْم
Eksiltme/mahrum bırakma fiilinin adı; ‘kıl ucu kadar’ dahi olabilen kısmadır.
ظَالِم
Karartan/eksilten fail; bu tavrı alışkanlık edinmiş kimse.
أَظْلَمُ
Daha çok karartan/mahrum bırakan; en ileri derecedeki fail.
مُظْلِم
Karanlık kılan/kararan; ışığın çekilmesiyle oluşan hal.

Güven: Güçlü · incelenen 67 ayetin 20'i açıklandı (%30) · toplam 290 ayetten dengeli örnek

Nazâir hem somut (karanlık) hem soyut (payı eksiltme) kullanımlarda yeknesak bir çekirdek gösteriyor ve örnekler çoktur.

Açık soru: ظُلُمَات lafzının karanlık çoğulu ile zulmün ahlakî boyutu arasında bağ kuvvetli olsa da, bağın derecesi her bağlamda eşit olmayabilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

59 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:17'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 195Medenî · 95
isim · 179fiil · 111sıfat · 25

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 74

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

ٱلظَّـٰلِمِينَ64ظَلَمُواْ28ٱلظَّـٰلِمُونَ24أَظلَمُ15يُظلَمُونَ15يَظلِمُونَ13ٱلظُّلُمَٰتِ12ظَلَمُوٓاْ10لِلظَّـٰلِمِينَ10ظَٰلِمِينَ9ظَٰلِمُونَ7ظُلمٗا6بِٱلظَّـٰلِمِينَ5ظَلَمَ4تُظلَمُونَ4ظُلُمَٰتِ4بِظَلَّـٰمٖ4يَظلِمُ3بِظُلمٖ3لِيَظلِمَهُم3ظَلَمنَٰهُم3ظُلِمُواْ3ظُلُمَٰتٖ2أَظلَمَ2ظَلَمُونَا2ظَلَمَهُمُ2ظَالِمِيٓ2يَظلِم2بِظُلمِهِم2ظُلمِهِ2فَظَلَمُواْ2ٱلظُّلُمَٰتُ2ظَالِمٞ2تُظلَمُ2ظَالِمَةٞ2ظَلَمتُ2ظُلُمَٰتٞ1ظَلَمتُم1تَظلِمُونَ1بِظَلَّامٖ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:17Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezlerظُلُمَٰتٖ
  2. 2:19Yahut (onların durumu), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuşun hali) gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, inkârcıları tamamen kuşatmıştırظُلُمَٰتٞ
  3. 2:20O şimşek nerdeyse gözlerini (n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdirأَظلَمَ
  4. 2:35Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuzٱلظَّـٰلِمِينَ
  5. 2:51Hani bir zamanlar Musa'ya kırk gecelik vaad verdik de sonra siz onun arkasından buzağıyı put edindiniz ve o halinizle zalimler idinizظَٰلِمُونَ
  6. 2:54Hani bir zamanlar Musa kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bari gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârî Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvab ve Rahîm'dirظَلَمتُم
  7. 2:57Ve üstünüze o bulutu gölge yaptık, ve size ihsan ettiğimiz hoş rızıklardan yiyin, diye üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Onlar, bize zulmetmediler, lakin kendi nefislerine zulmediyorlardıظَلَمُونَا
  8. 2:59Bunun üzerine o zulme devam edenler sözü değiştirdiler, onu kendilerine söylenildiğinden başka bir şekle soktular. Biz de kötülük yaptıkları için o zalimlere murdar bir azap indirdikظَلَمُواْ
  9. 2:92Celâlim hakkı için Musa size belgelerle gelmişti de onun arkasından tuttunuz o buzağıya taptınız. Siz işte o zâlimlersinizظَٰلِمُونَ
  10. 2:95Fakat elleriyle işledikleri yüzünden onu hiçbir zaman temenni edemiyecekler. Allah o zâlimleri bilirبِٱلظَّـٰلِمِينَ
  11. 2:114Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardırأَظلَمُ
  12. 2:124Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim'i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, "Ben seni bütün insanlara imam yapacağım." buyurdu. İbrahim, "Zürriyetimden de yap!" dedi. Rabbi ona "zâlimler benim ahdime nail olamaz!" buyurduٱلظَّـٰلِمِينَ
  13. 2:140Yoksa siz, İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakup da ve torunları da hep yahudi ve hıristiyan idiler mi demek istiyorsunuz?" De ki: "Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Allah'ın şahitlik ettiği bir hakikatı bile bile inkar edenden daha zâlim kim olabilir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildirأَظلَمُ
  14. 2:145Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursunٱلظَّـٰلِمِينَ
  15. 2:150Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir, ve her nerede olsanız yüzünüzü ona doğru çevirin ki insanlar için aleyhinizde bir delil olmasın. Ancak içlerinden haksızlık edenler başka. Siz de onlardan korkmayın, benden korkun. Hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım, hem gerek ki doğru yolu bulasınızظَلَمُواْ
  16. 2:165İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardıظَلَمُوٓاْ
  17. 2:193Hem bir fitne kalmayıp, din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zalimlere karşıdırٱلظَّـٰلِمِينَ
  18. 2:229Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da size helâl olmaz. Ancak Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de bunların, Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın çizdiği hudududur. Sakın bunları aşmayın, Her kim Allah'ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdirٱلظَّـٰلِمُونَ
  19. 2:231Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilirظَلَمَ
  20. 2:246Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilirبِٱلظَّـٰلِمِينَ
  21. 2:254Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdirٱلظَّـٰلِمُونَ
  22. 2:257Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlarٱلظُّلُمَٰتِ
  23. 2:258Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmezٱلظَّـٰلِمِينَ
  24. 2:270Her ne çeşit nafaka verdinizse veya ne türlü bir adak adadınızsa, Allah onu kesinlikle bilir. Ve zalimlere hiçbir şekilde yardım olunmayacaktırلِلظَّـٰلِمِينَ
  25. 2:272Onları yola getirmek senin boynuna borç değildir, ancak Allah dilediğini yola getirir. Yaptığınız her iyilik sırf kendiniz içindir. Siz yalnızca Allah rızasını gözetmenin dışında infak etmezsiniz. İyilik cinsinden ne infak ederseniz o size aynen ödenir. Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmazتُظلَمُونَ
  26. 2:279Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınızتَظلِمُونَ
  27. 2:281Öyle bir günden korkunuz ki, o gün Allah'a döndürüleceksiniz. Sonra da herkese kazancı tamamıyla ödenecek ve hiç kimse haksızlığa uğramayacaktırيُظلَمُونَ
  28. 3:25O geleceğinde hiç şüphe olmayan günde kendilerini bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit halleri nasıl olacaktırيُظلَمُونَ
  29. 3:57İman edip iyi işler yapanlara gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmezٱلظَّـٰلِمِينَ
  30. 3:86İnandıktan, Peygamber'in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmezٱلظَّـٰلِمِينَ

Bu kök 290 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.