Kök

نفس

Kur'an'da 298 yerde, 269 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir insanın canının alındığı anı düşün. Kur’an’da nefis, hem bu yaşayan canı hem de içimizde karar veren, isteyen benliği anlatır. Yani yaptığımız her iş sonunda yine ona döner ve hesapta tartının muhatabı odur.

Türkçedeki izi

nefis
Günlük dilde iç istek demek; kökteki benliğe işaret.
nefsani
Arzu merkezli demektir; özdeki istekleri anlatır.
nefsi müdafaa
Kişinin kendi canını koruması ifadesi.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileظنن(zan, zannetmek)

    Zan akılda kurulan tahmindir. Nefis ise isteyen ve sorumluluk alan benliktir. Kısacası zan düşüncedir, nefis öznenin kendisidir.

    • 3:154Burada zan geçer; belirsiz, cahiliyetçe kurgu anlatılır.
    • 75:14Burada nefis; kişi kendi benliğine tanık edilir.
  • bu kökileكلف(mükellef, külfet)

    Külfet yük bindirmektir. Nefis ise bu yükün muhatabı olan kişidir. Kısacası külfet görev, nefis görevi taşıyan kişidir.

    • 65:7Teklif geçer; yük güce göredir.
    • 4:84Nefis, sorumluluğu kişiye bağlar.
  • bu kökileربع(rubai, erbain)

    R-b-ʿ sayı ve süre bildirir. Nefis ise canlı özneyi anlatır. Kısacası r-b-ʿ miktarı söyler, nefis kime ilişkin olduğunu söyler.

    • 24:6Dört defa yemin, sayı vurgusu vardır.
    • 9:36Aynı ayette nefisleriniz diyerek özne uyarılır.

Müfessir diliyle

Canlı varlıkta fiil ve isteğin merkezi olan öz; yaşamın, seçim ve hesabın taşıyıcısı.

Ayetlerde bu lafız, öldürülebilen/verilebilen hayatı (5:32; 2:207; 9:111), iç eğilim ve niyeti (2:87; 12:53; 17:25), fiilin sonucunun döndüğü faili (2:9; 2:57; 48:10) ve hesap muhatabını (21:47; 82:5; 3:161) gösterir. Tek asıldan yaratılış ve ilâhî nisbet kullanımları, mânanın “öz varlık/benlik” ekseninde toplandığını teyit eder (7:189; 39:6; 20:41; 3:28).

Somuttan soyuta

Somut düzeyde nefes/dirim ve hayatın sona ermesiyle başlar (81:18; 5:32; 9:55), oradan arzunun ve iç buyruğun odağına yükselir (2:87; 12:53), nihayet ahlâkî sorumluluk ve hesap sahnesine çıkar (21:47; 82:5; 75:14).

Kardeş köklerden farkı

  • ظننile farkı

    ظنن zihnin tahmini/zannıdır; نفس ise failin bizzat kendisi ve iç merkezidir. Aynı bağlamda, zann eden özne ile o öznenin içindekiler ayrılır (3:154); kişi kendi özüne şahit olur, bu şahitlik zandan farklıdır (75:14; 17:25).

  • كلفile farkı

    كلف yükümlülük yüklemektir; نفس ise yükümlülüğün muhatabı ve taşıyıcısıdır. Yük, özün kapasitesini aşmaz; öz, taklîfin nesnesi değil öznesidir (65:7; 2:233; 4:84).

  • ربعile farkı

    ربع nicelik/sayı ve müddeti bildirir; نفس ise yaşayan şahsı/öz varlığı. Aynı ayette sayı bildirimiyle özneye yönelik uyarı yan yanadır (9:36); şahitlikte sayı (dört) ile şahit olan öz (eşlerin şahsı) ayrıdır (24:6; 24:8).

Anlam alanları · 5

  1. Şahsiyet ve hesap muhatabı

    Lafız bağımsız kişiyi ve adalet terazisinin muhatabını gösterir; kimse kimseye bedel olmaz, her öz yaptığıyla karşılaşır.

  2. İç yönelim, arzu ve niyet

    İstek, hoşlanma, sıkışma ve gizli niyetlerin mekânı bu özdür; Allah orada olanı bilir.

  3. Fiilin özüne dönmesi (yarar/zarar)

    Aldatma, zulüm ve sadakatin sonucu öz-varlığa döner; şükür ve sözde sadakat de yine ona fayda verir.

  4. Hayatın verilmesi, çekilmesi ve riske edilmesi

    Öz-varlık öldürülebilir, teslim edilebilir, satın alınabilir; melekler onu kabzeder.

  5. Yaratılış ve ilâhî nisbet

    İnsan topluluğu tek bir özden başlatılır; aynı lafız Allah için ‘zatî nisbet’ olarak da gelir.

Biçimlerin kullanımı

نَفْس
Yaşayan, irade ve hesabın muhatabı olan öz/şahıs; çoğul ve zamir ekleriyle refleksif kullanılır.
تَنَفَّسَ
Nefes almak; sabahın canlanıp yayılışına mecaz (81:18).
يَتَنَافَسِ
Arzulanan hayırda öne geçmek için kıyasıya yönelmek/yarışmak (83:26).

Güven: Güçlü · incelenen 62 ayetin 32'i açıklandı (%52) · toplam 270 ayetten dengeli örnek

Nazâir farklı bağlamlarda yoğun ve tutarlı biçimde aynı öz-ekseni gösteriyor.

Açık soru: Nefes-hayat bağlantısı doğrudan fiille tek örnekte göründüğü için (81:18) somut-mecaz geçişinin derecesi ihtiyatla okunmalıdır.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

63 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:9'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 152Medenî · 117
isim · 295fiil · 2

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 72

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

أَنفُسَهُم36أَنفُسِهِم27أَنفُسَكُم17نَفسٖ17أَنفُسِكُم15نَفسِهِ10أَنفُسُهُم9نَفسٞ9وَأَنفُسِهِم8نَفسَهُ7نَفسًا7نَّفسِهِ7نَّفسٖ6نَفسِي6ٱلنَّفسَ6لِنَفسِهِ6نَفسِ6لِأَنفُسِكُم5بِأَنفُسِهِم5نَفسٌ4نَفسٗا4فَلِنَفسِهِ4لِنَفسِي4وَأَنفُسِكُم3ٱلأَنفُسُ3نَفسٍ3نَفسِكَ3أَنفُسُكُم3لِّنَفسِهِ3بِأَنفُسِهِنَّ2أَنفُسِهِنَّ2لِنَفسٍ2نَفسَكَ2نَفسُهُ2نَفسَا2بِٱلنَّفسِ2نَفسُ2نَفسِيٓ2لِأَنفُسِهِم2نَّفسَكَ2

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:9Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlarأَنفُسَهُم
  2. 2:44İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitab (Tevrat)ı okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınızأَنفُسَكُم
  3. 2:48Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmazنَفسٌ
  4. 2:54Hani bir zamanlar Musa kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bari gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârî Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvab ve Rahîm'dirأَنفُسَكُم
  5. 2:57Ve üstünüze o bulutu gölge yaptık, ve size ihsan ettiğimiz hoş rızıklardan yiyin, diye üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Onlar, bize zulmetmediler, lakin kendi nefislerine zulmediyorlardıأَنفُسَهُم
  6. 2:84Yine bir zamanlar mîsakınızı almıştık; birbirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, nüfusunuzu diyarınızdan çıkarmıyacaksınız. Sonra siz buna ikrar da verdiniz ve ikrarınıza şahit de oldunuzأَنفُسَكُم
  7. 2:85Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildirأَنفُسَكُم
  8. 2:87Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'lKudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misinizأَنفُسُكُمُ
  9. 2:90Ne kadar çirkindir o uğruna kendilerini sattıkları şey ki; Allah'ın kullarından dilediğine kendi lütuf ve kereminden vahiy indirmesine kafa tutarak, Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler. İşte bu yüzden de gazap üstüne gazaba uğradılar. Can yakıcı azap asıl kâfirler içindirأَنفُسَهُم
  10. 2:102Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydiأَنفُسَهُم
  11. 2:109Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdirأَنفُسِهِم
  12. 2:110Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedirلِأَنفُسِكُم
  13. 2:123Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir taraftan yardım da görmezlerنَفسٌ
  14. 2:130İbrahim'in milletinden, kendine kıyan beyinsizden başka kim yüz çevirir? Biz onu dünyada seçkin birisi yaptık, hiç şüphesiz o, ahirette de iyilerden biridirنَفسَهُ
  15. 2:155Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleriوَٱلأَنفُسِ
  16. 2:187Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı. Şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizler için yazdığını isteyin. Ta fecrin beyaz ipliği siyah iplikden size seçilinceye kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla beraber siz mescitlerde îtikaf halinde iken onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ınsınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlarأَنفُسَكُم
  17. 2:207Yine insanlardan kimi de vardır ki, Allah'ın rızasına ermek için kendini feda eder. Allah ise kullarına çok merhametlidirنَفسَهُ
  18. 2:223Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın. Allah'tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O'nun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed, müminleri müjdeleلِأَنفُسِكُم
  19. 2:228Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirبِأَنفُسِهِنَّ
  20. 2:231Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilirنَفسَهُ
  21. 2:233Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellefolur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görürنَفسٌ
  22. 2:234İçinizden vefat edip de geride eşler bırakan kimselerin hanımları, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. İddet (bekleme) sürelerini bitirdikleri zaman, artık kendileri hakkında meşru bir şekilde yapacakları hareketten size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardırبِأَنفُسِهِنَّ
  23. 2:235Böyle kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde çıtlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onları mutlaka anacaksınız. Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O'nun azabından sakının. Yine bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşaktırأَنفُسِكُم
  24. 2:240İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar, eşleri için senesine kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirأَنفُسِهِنَّ
  25. 2:265Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görürأَنفُسِهِم
  26. 2:272Onları yola getirmek senin boynuna borç değildir, ancak Allah dilediğini yola getirir. Yaptığınız her iyilik sırf kendiniz içindir. Siz yalnızca Allah rızasını gözetmenin dışında infak etmezsiniz. İyilik cinsinden ne infak ederseniz o size aynen ödenir. Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmazفَلِأَنفُسِكُم
  27. 2:281Öyle bir günden korkunuz ki, o gün Allah'a döndürüleceksiniz. Sonra da herkese kazancı tamamıyla ödenecek ve hiç kimse haksızlığa uğramayacaktırنَفسٖ
  28. 2:284Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdirأَنفُسِكُم
  29. 2:286Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamız, kâfir kavimlere karşı yardım et bizeنَفسًا
  30. 3:25O geleceğinde hiç şüphe olmayan günde kendilerini bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit halleri nasıl olacaktırنَفسٖ

Bu kök 269 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.