Kök
عذب
Kur'an'da 373 yerde, 336 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Kaynar suya dokunuyorsun; anında yanmayı tadıyorsun. Kur'an'da azap, suça verilen ve kişiye yaşatılan karşılık budur. Yani yalnız bir söz değil, doğrudan tattırılan bir haldir. Dünyada da olur, ahirette de sürer. Bazı yerlerde aşağılatır. Fail çoğunlukla Allah'tır, bazen insanlar uygular.
Türkçedeki izi
- azap
- Günlük dildeki azap, bu Arapça kökten gelir.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileذوق(zevk)
Zevk tatma işini anlatır. Azap ise tattırılan karşılıktır. Yani zevk eylem, azap sonuçtur. Kısacası zevk tatmak, azap yaşatılan karşılıktır.
bu kökileالم(elem)
Elem acının kendisini anlatır. Azap ise suça verilen yaşantıdır. Yani elem duygu, azap süreçtir. Kısacası elem acı, azap yaşatılan karşılıktır.
bu kökileهون(mühin)
Mühin aşağılamayı anlatır. Azap ise bütün yaptırımın kendisidir. Yani mühin nitelik, azap durumdur. Kısacası mühin küçük düşürür, azap bunu yaşatır.
Müfessir diliyle
Suça karşılık, kişiye tattırılan, yakıcı-aşağılayıcı ve çoğu kalıcı bir yaptırımın bizzat yaşanan hali.
Kelimede sürekli “tadın” emriyle doğrudan tecrübe ettirilen bir yaptırım vurgusu vardır (6:30; 32:14; 54:39). Nitelikleri acı verici, alçaltıcı ve şiddetli olarak belirtilir (3:91; 2:90; 3:178; 2:165). Hem dünyada hem ahirette vuku bulur ve faili çoğunlukla Allah’tır; ancak beşer otorite eliyle uygulama imkânı da zikredilir (9:74; 5:37; 2:284; 5:18; 8:34; 18:86).
Somuttan soyuta
Somut düzlemde عذب suyun “içimi kolay, tatlı” oluşunu anlatır (25:53; 35:12); soyut düzlemde ise aynı kökten عذاب, ‘tattırılan’ bir karşılık haline gelir; hatta kaynar suyla ilişkilendirilerek duyusal tecrübeye bağlanır (41:50; 44:48; 22:22).
Kardeş köklerden farkı
ذوقile farkı
ذوق, tecrübenin fiilini/edimini (tatma) bildirir; عذب ise tattırılan yaptırımın kendisidir. Yaptırım nesne, ذوق eylemdir.
المile farkı
ألم, acının niteliğini ifade eden sıfattır; عذاب ise hukuki/ahlaki karşılığın kendisi, süreç ve mahiyettir (عذاب أليم: acı verici yaptırım).
هونile farkı
هون, aşağılanma/rezil oluş niteliğini verir; عذاب yaptırımın kendisi olup çoğu kez onu niteleyen ‘muhîn’ ile birlikte gelir.
Anlam alanları · 5
İnfaz ve fail
Yaptırımın uygulayıcısı çoğunlukla Allah’tır; bağışlama/uygulama tasarrufu O’na aittir; bazen beşer otoriteye de alan tanınır.
Duyusal tattırma
Yaptırım ‘tadılan/içirilen’ bir tecrübe olarak sunulur; kaynar su ve yakıcı unsurlarla betimlenir.
Dünyevî yakalama
Beklenmedik yerden gelir, kuşatır; toplulukları sarsar.
Ahirette süreklilik ve kaçınılmazlık
Kalıcı, hafifletilmeyen ve kaçışı olmayan bir hâl olarak tasvir edilir.
Aşağılatma boyutu
Yaptırımın bir yönü de kişiyi rezil edip küçük düşürmesidir.
Biçimlerin kullanımı
- عَذَاب
- Tattırılan, çoğu kez acı ve alçaltıcı nitelikli karşılık; dünya/ahiret boyutlu yaptırım.
- عَذَّبَ
- Bu karşılığı uygulamak/infaz etmek; fail çoğunlukla Allah, bazen beşer otorite.
- مُعَذِّب
- Yaptırımı uygulayan; ‘elçi gönderilmeden infaz etmeyen’ ilke ile sınırlandırılır.
- مُعَذَّبِين
- Yaptırıma uğratılan kimseler; kimi zaman bu akıbete inanmadıklarını iddia edenler.
- عَذْب
- Tatlı, içimi kolay su; ‘tadılabilirlik’ ekseniyle soyut kullanıma köprü kurar.
Güven: Güçlü · incelenen 65 ayetin 24'i açıklandı (%37) · toplam 336 ayetten dengeli örnek
Kökün geniş ve tutarlı kullanımı; ‘tadma/infaz’ kalıpları ve niteleyicilerin tekrar eden ağırlığı.
Açık soru: Tatlı su anlamındaki عَذْب ile yaptırım anlamındaki عَذَاب arasındaki bağ ayetlerde açık edilmez; ‘tadılma’ üzerinden kurulan ilişki ihtiyatlıdır.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 67
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:7Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradırعَذَابٌ
- 2:10Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardırعَذَابٌ
- 2:49(Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardıٱلعَذَابِ
- 2:85Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildirٱلعَذَابِ
- 2:86Bunlar ahireti, dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine bir yerden yardım da gelmezٱلعَذَابُ
- 2:90Ne kadar çirkindir o uğruna kendilerini sattıkları şey ki; Allah'ın kullarından dilediğine kendi lütuf ve kereminden vahiy indirmesine kafa tutarak, Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler. İşte bu yüzden de gazap üstüne gazaba uğradılar. Can yakıcı azap asıl kâfirler içindirعَذَابٞ
- 2:96Elbette onları insanların hayata en hırslı, en düşkün olanları olarak bulacak, hatta müşriklerden bile daha düşkün bulacaksın. Onların her biri bin sene ömür sürmeyi arzular, oysa uzun yaşamak kendisini azaptan kurtarıp uzaklaştıracak değildir. Allah, onların neler yaptığını görüp duruyorٱلعَذَابِ
- 2:104Ey iman edenler! "râine" demeyin, "unzurna" deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardırعَذَابٌ
- 2:114Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardırعَذَابٌ
- 2:126Ve o vakit İbrahim "Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır" diye yalvardı. Allah buyurdu ki: "küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktırعَذَابِ
- 2:162Onlar ebedi olarak onun altında kalırlar. Ne azabları hafifletilir, ne de kendilerine göz açtırılırٱلعَذَابُ
- 2:165İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardıٱلعَذَابَ
- 2:166O zaman kendilerine uyulan kimseler, azabı görerek kendilerine uyanlardan kaçıp uzaklaşmışlar ve aralarındaki bütün bağlar parça parça kopmuşturٱلعَذَابَ
- 2:174Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardırعَذَابٌ
- 2:175İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlarوَٱلعَذَابَ
- 2:178Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardırعَذَابٌ
- 2:201Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardırعَذَابَ
- 2:284Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdirوَيُعَذِّبُ
- 3:4O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alırعَذَابٞ
- 3:16Onlar ki, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!" derlerعَذَابَ
- 3:21Allah'ın âyetlerini inkâr edenler ve haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına kıyanlar yok mu? Bunlarıacıklı bir azapla müjdeleبِعَذَابٍ
- 3:56İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim, onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktırفَأُعَذِّبُهُم
- 3:77Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardırعَذَابٌ
- 3:88Onlar bu (lanetin) içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılırٱلعَذَابُ
- 3:91Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yokturعَذَابٌ
- 3:105Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardırعَذَابٌ
- 3:106O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir)ٱلعَذَابَ
- 3:128Bu işten sana hiçbir şey düşmez. (Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zalim olduklarından dolayı azab ederيُعَذِّبَهُم
- 3:129Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendirوَيُعَذِّبُ
- 3:176Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardırعَذَابٌ
Bu kök 336 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.