Kök
ذوق
Kur'an'da 63 yerde, 61 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Bir meyveden küçük bir ısırık aldığını düşün. Kur'an'da ذوق (tatmak), önce böyle ağızla kısa temas demek, sonra da sonuçları bizzat, az ya da çok, bir an için yaşamak demek; bazen biri bunu başkasına yaşatır. Bu hem rahmetin küçük bir payı, hem ceza ve en sonunda ölüm için kullanılır.
Türkçedeki izi
- zevk
- Zevk, Arapça ذوق kökünden gelir; kısa ve hoş deneyim demek.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileعذب(azap)
ذوق (tatmak) kısa ve doğrudan yaşamak. عذاب (azap) cezayı, kurum olarak sonucu adlandırır. Kısacası ذوق yaşamak, عذاب cezadır.
bu kökileحرق(yangın, yakıcı)
ذوق (tatmak) deneyimi anlatır. حرق (yakmak) şeyin yakıcı niteliğini bildirir. Kısacası ذوق yaşamak, حرق yanmanın özelliği.
bu kökileخزي(rezillik, perişanlık)
ذوق (tatmak) bir hâli yaşamak ya da yaşatmak. خزي (rezillik) aşağılanma hâlinin adıdır. Kısacası ذوق yaşatır, خزي hâlin adıdır.
Müfessir diliyle
Bir şeyin etkisini ağızdan başlayan doğrudan temasla, kısa ve numunelik biçimde yaşamak/yaşatmak.
Hakikatte yeme‑içmeye dönük ilk temas bildirir (7:22; 38:57; 78:24). Siyakta çoğunlukla sonuçların bizzat yaşanması anlamına genişler: kudretin/cezanın doğrudan tecrübesi (6:148; 32:20; 39:24) ve lütuf-serinliğin örnek bir payının duyurulması (10:21; 30:46). IV. bâb bu tecrübeyi başkasına yaşatmayı ifade eder (41:27; 30:41).
Somuttan soyuta
Somuttan başlar: ağacın meyvesiyle ağız yoluyla temas (7:22), kaynar‑irin gibi içecekler (38:57). Oradan, nimet veya sıkıntının kısmi, örnek bir payının yaşanmasına genişler (10:21; 32:21).
Kardeş köklerden farkı
عذبile farkı
عذب, cezalandırma/karşılık kurumunun kendisidir; ذوق, bunun doğrudan tecrübe edilme kipidir. Cümlede çoğu kez عذاب nesne, ذوق fiildir (ör. “ذوقوا عذاب…”).
حرقile farkı
حرق, yanma/yangın niteliğini bildirir; ذوق, o nitelikteki şeyle yüz yüze gelmeyi ifade eder. Birinde vasıf, diğerinde tecrübe öne çıkar.
خزيile farkı
خزي, aşağılanma/rezillik hâlini adlandırır; ذوق, bu hâlin insana duyurulmasını ve ilk elden yaşanmasını anlatır (أذاقهم الخزي).
Anlam alanları · 5
Duyusal temas (yeme‑içme)
Ağız yoluyla alınan şeyle ilk teması bildirir; somut hakikat kullanımı.
Olumsuz sonucun bizzat yaşanması
Karşı konulamaz güç ve cezanın doğrudan tecrübesi; çoğu kez emir kipinde bildirilen yüzleştirme.
Nimetin örnek payı
Rahmet, bolluk, ferahlığın bir kısmının insana duyurulması; çoğu kez geçici, numune karakterlidir.
Amelin geri dönüşü (وبال الأمر)
Yaptığının ağırlığının/geri tepmelerinin ilk elden hissedilmesi.
Ölümün kaçınılmaz tecrübesi
Her canın ölümle nihai yüzleşmesini, kaçınılmaz doğrudan deneyimi bildirir.
Biçimlerin kullanımı
- ذَاقُ
- Temel fiil; bir şeyi doğrudan tecrübe etmek; çoğu kez emir kipinde yüzleştirme.
- أَذَاقَ
- IV. bâb; birine bir şeyin etkisini yaşatmak/duyurmak; kısmi-numune vurgusu sıkça “من/بعض” ile belirir.
- ذَآئِقَة
- İsm‑i fâil; “tecrübe eden/edecek olan”; kesinleşmiş mukadder tecrübe (ölüm).
- ذَآئِقُوا
- İsm‑i fâil (çoğul); kaçınılmaz/doğrulanmış tecrübe sahipleri.
Güven: Güçlü · incelenen 60 ayetin 26'i açıklandı (%43) · toplam 61 ayetten dengeli örnek
Kök çok sayıda ve farklı sahalarda, aynı “ilk elden ve çoğu kez kısmi tecrübe” çekirdeğiyle tutarlı biçimde kullanılır.
Açık soru: “Kısmi/numune” nüansı çoğu yerde açıktır (من/بعض, الأدنى), fakat her bağlamda zorunlu olmayabilir (ölüm gibi tam tecrübeler).
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 34
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 3:106O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir)فَذُوقُواْ
- 3:181Allah, "Şüphesiz Allah fakirdir, biz zenginiz." diyenlerin lafını elbette duymuştur. Onların söylediklerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve şöyle diyeceğiz: "Tadın o yakıcı azabıذُوقُواْ
- 3:185Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildirذَآئِقَةُ
- 4:56Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirلِيَذُوقُواْ
- 5:95Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamını alır. Allah damia gâliptir, intikam sahibidirلِّيَذُوقَ
- 6:30Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman onları bir görsen! Rableri onlara şöyle der: "Bu, bir gerçek değil midir?". Onlar da: "Rabbimize yemin ederiz ki gerçektir" derler. Rableri de onlara: "Öyleyse inkârınız sebebiyle azabı tadın!" derفَذُوقُواْ
- 6:65De ki: "O'nun üstünüzden ve ayaklarınızın altından azab göndermeye, yahut sizi fırkalara ayırıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter". Bak, âyetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, onlar iyice anlasınlarوَيُذِيقَ
- 6:148Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuzذَاقُواْ
- 7:22Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim miذَاقَا
- 7:39Öncekiler de sonrakilere derler ki: "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur. O halde yaptıklarınızdan dolayı azabı tadınفَذُوقُواْ
- 8:14İşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu tadın, şu da kesindir ki, ahirette kâfirlere cehennem azabı vardırفَذُوقُوهُ
- 8:35Kâbe huzurunda onların duaları ise ıslık çalıp el çırpmaktan başka birşey değildir. O halde inkârınızdan (ve nankörlüğünüzden) dolayı bu azabı tadın bakalımفَذُوقُواْ
- 8:50Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve "Tadın bakalım cehennem azabını!" diye diye canlarını alırken hallerini bir görmeliydinوَذُوقُواْ
- 9:35O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): "İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!" denilecekفَذُوقُواْ
- 10:21İnsanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra kendilerine bir rahmet tattırdığımız zaman, âyetlerimiz hakkında derhal bir takım hilekârlıklara girişirler. De ki: "Allah'ın hilesi daha çabuktur. Haberiniz olsun ki elçilerimiz yaptığınız hileleri yazıp duruyorlarأَذَقنَا
- 10:52Sonra o zulüm yapanlara "Tadın bakalım şu ebedi azabı!" denilecek. Vaktiyle kazandığınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınızذُوقُواْ
- 10:70Dünyadaki zevkler çabuk biter. Sonra dönüşleri bize olacaktır. Daha sonra da inkâr ettiklerinden dolayı o çetin azabı biz onlara tattıracağızنُذِيقُهُمُ
- 11:9Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra da onu kendisinden geri alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör bir kimse olurأَذَقنَا
- 11:10Ve şayet ona dokunan bir sıkıntıdan sonra bir nimet tattırırsak, "Artık benden bütün kötülükler silinip gitti." der, mutlaka böbürlenir ve şımarırأَذَقنَٰهُ
- 16:94Yeminlerinizi aranızda aldatma ve fesada vasıta edinmeyin, sonra sağlam basmışken bir ayak kayar da Allah yolundan saptığınız için, dünyada kötü azabı tadarsınız. Ahirette de size büyük bir azab olurوَتَذُوقُواْ
- 16:112Allah bir şehri misal olarak verdi: Bu şehir güvenli, huzurlu idi, Oraya her yerden rızkı bol bol geliyordu. Ne var ki onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıkları işler yüzünden açlık ve korku elbisesini (felâketini) tattırdıفَأَذَٰقَهَا
- 17:75O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdınلَّأَذَقنَٰكَ
- 21:35Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksinizذَآئِقَةُ
- 22:9Allah yolundan şaşırtmak (saptırmak) için büyüklük taslayarak (tartışır). Dünyada ona bir rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona cehennem azabını tattıracağızوَنُذِيقُهُ
- 22:22Uğradıkları gamdan (dolayı) oradan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denirوَذُوقُواْ
- 22:25Şüphesiz inkâr edenlere, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulümle yanlış yola saptırmak isteyene can yakıcı bir azab tattırırızنُّذِقهُ
- 25:19(Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denilir.) İşte (taptıklarınız) sizi söylediklerinizde yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardıma çare bulabilirsiniz ve içinizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattıracağızنُذِقهُ
- 29:55O günde azap, onları hem üstlerinden, hem ayaklarının altından saracak ve Allah (onlara), "Yaptıklarınızın cezasını tadın!" diyecektirذُوقُواْ
- 29:57Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksinizذَآئِقَةُ
- 30:33Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlarأَذَاقَهُم
Bu kök 61 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.