Kök

رضو

Kur'an'da 73 yerde, 64 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir pazarda iki kişi alışveriş yapıyor. El sıkışıp ikisi de içinden tamam diyor. Kur’an’da rıza, böyle içten onay ve benimseme demek. Bu, nikâh ve ticarette karşılıklı olur. Allah katında ise kulların, dinin, sözün ve şefaatin kabul edilmesi anlamına çıkar. Bazısı da dünyaya razı olur.

Türkçedeki izi

rıza
Rıza, bir şeyi içten kabul ve onay demektir; kökle aynıdır.
razı
Razı olmak, bir şeye gönülden tamam demektir; kökle bağlantılıdır.

Müfessir diliyle

Bir şeyin içten uygun bulunması ve benimsenmesi; tarafların yahut Allah’ın tasvibiyle kabul edilen hâl ve yöneliş.

Fiil bazen “عن” ile bir kimse/şeyden yana kabulü bildirir (5:119; 58:22; 48:18; 39:7), bazen “لـ” ile söz/şefaatin kabulünü gösterir (20:109; 53:26). Masdar ve isimler, bu kabulün hedeflenmesi ve izlenmesi anlamını taşır: ابتغاء مرضات/اتباع رضوان (2:207; 2:265; 5:16; 3:174). VI. bâb, muamelelerde karşılıklı mutabakatı ifade eder (2:232; 4:29).

Somuttan soyuta

Gündelik akitlerde karşılıklı onay ve uygun bulmadan (2:232; 4:29), şahit onamasına (2:282) ve söz/şefaatin kabulüne (20:109; 4:108) yükselir; zirvede Allah’ın kulları ve amelleri hakkında tasvibi yer alır (5:119; 39:7).

Anlam alanları · 5

  1. İlâhî tasvip ve kabul

    Allah’ın kulları, din, amel ve söze onay verip yakınlığına alması; kabul edilmişlik hâli.

  2. İlâhî onayı aramak ve izlemek

    Onayı hedeflemek ve bu onayın gösterdiği yönü izlemek; bu izleyişin hidayete açılması.

  3. Karşılıklı rıza ve beşerî onama

    Akit, evlilik, süt kesimi ve ticarette iki tarafın gönülce uygun bulup anlaşması; onaylı şahit seçimi.

  4. Dünyevî beğeni/kanâat ve tercihe yerleşme

    Bir durumu yeter bulup ona yerleşme; kimi bağlamlarda olumsuz bir yetinme.

  5. Söz ve şefaatin kabulü

    Sözün makbul sayılması ve şefaat izninin onaya bağlanması; uygun bulunmayan sözün reddi.

Biçimlerin kullanımı

رَّضِىَ
Bir şeyi/kimseyi içten kabul edip uygun bulmak; bazen bir şeye yetinip yerleşmek.
رِضْوَٰن
Kuvvetli ve kalıcı onay; özellikle Allah’ın kabul ve yakınlığı.
مَرْضَات
Onayı hedefleme veya onaya götüren yöneliş/amaç.
ٱرْتَضَىٰ
Seçip beğenmek; uygun görüp kabule layık saymak.
يُرْضُ
Birini memnun/onaylı kılmak; gönlünü almak, razı ettirmek.

Güven: Güçlü · incelenen 61 ayetin 34'i açıklandı (%56) · toplam 64 ayetten dengeli örnek

Kök, çok sayıda ve farklı siyaklarda geçtiğinden müşterek çekirdek ve alanlar tutarlı biçimde beliriyor.

Açık soru: Bağlama göre duygusal doyum ile normatif tasvip arasında ağırlık kayar; her kullanımda yön (kime/neye) dikkatle okunmalıdır.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

32 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:120'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 19Medenî · 45
fiil · 46isim · 25sıfat · 2

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 46

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

وَرَضُواْ5يَرضَىٰ4رَضُواْ4مَرضَاتِ3وَرِضوَٰنٞ3وَرِضوَٰنٗا3رَّضِيَ3ٱرتَضَىٰ3تَرضَىٰ2تَرَاضٖ2رِضوَٰنَ2رِضوَٰنَهُ2تَرضَىٰهُ2رَضِيَ2رَّاضِيَةٖ2تَرضَىٰهَا1تَرَٰضَواْ1تَرضَونَ1تَرَٰضَيتُم1وَرَضِيتُ1وَلِيَرضَوهُ1يُرضُونَكُم1وَرِضوَٰنٖ1تَرضَونَهَآ1أَرَضِيتُم1لِيُرضُوكُم1يُرضُوهُ1رَضِيتُم1لِتَرضَواْ1تَرضَواْ1وَرِضوَٰنٍ1رَضِيّٗا1مَرضِيّٗا1لِتَرضَىٰ1وَرَضِيَ1يَرضَونَهُ1وَيَرضَينَ1يَرضَهُ1وَيَرضَىٰٓ1رِضوَٰنِ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:120Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcıتَرضَىٰ
  2. 2:144Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildirتَرضَىٰهَا
  3. 2:207Yine insanlardan kimi de vardır ki, Allah'ın rızasına ermek için kendini feda eder. Allah ise kullarına çok merhametlidirمَرضَاتِ
  4. 2:232Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, aralarında meşru bir şekilde rızalaştıkları takdirde, kendilerini kocalarıyla nikâhlanacaklar diye sıkıştırıp, engellemeyin. İşte bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür. Bu, sizin hakkınızda daha hayırlı ve daha nezihtir. Allah bilir, siz bilemezsinizتَرَٰضَواْ
  5. 2:233Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellefolur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görürتَرَاضٖ
  6. 2:265Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görürمَرضَاتِ
  7. 2:282Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'dan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramıyacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'dan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilirتَرضَونَ
  8. 3:15De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görürوَرِضوَٰنٞ
  9. 3:162Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür orasıرِضوَٰنَ
  10. 3:174Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidirرِضوَٰنَ
  11. 4:24Bir de harb esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdir edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidirتَرَٰضَيتُم
  12. 4:29Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidirتَرَاضٖ
  13. 4:108Bunlar, insanlardan (hainliklerini) gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O, geceleyin istemediği şeyi kurarlarken onların yanı başlarındadır. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştırيَرضَىٰ
  14. 4:114Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğizمَرضَاتِ
  15. 5:2Ey iman edenler! Allah'ın alâmetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklarına ve Rablerinden lutuf ve rıza bekleyerek Kabe'ye yönelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescidi Haram'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı olan kininiz, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindirوَرِضوَٰنٗا
  16. 5:3Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendirوَرَضِيتُ
  17. 5:16Allah o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk ederرِضوَٰنَهُ
  18. 5:119Allah buyurdu ki: "Bu, sadıklara doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır". Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budurرَّضِيَ
  19. 6:113Bir de ahirete iman etmeyenlerin kalbleri, o yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansın ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlarوَلِيَرضَوهُ
  20. 9:8Onlarla nasıl sözleşme olabilir ki, sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçse, hakkınızda ne bir antlaşma gözetirler, ne de bir yemin. Dil ucuyla sizi hoşnud etmeye çalışırlar, fakat kalbleri o kadarına da razı olmaz. Zaten onların çoğu fasıktırlarيُرضُونَكُم
  21. 9:21Rab'leri, onları kendi katından bir rahmet, bir rıza ve bir cennetle müjdeler ki o cennette onlar için bitmez tükenmez nimetler vardırوَرِضوَٰنٖ
  22. 9:24Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmezتَرضَونَهَآ
  23. 9:38Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda cihada çıkın." denilince olduğunuz yere yığılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki ahiretin yanında ancak pek az birşeydirأَرَضِيتُم
  24. 9:58İçlerinde (topladığın) sadakalar hakkında sana tariz eden (dil uzatan) ler de var. Eğer o sadakalardan kendilerine verilmişse hoşnut olurlar, verilmemişse hemen kızarlarرَضُواْ
  25. 9:59Ne olurdu bunlar, Allah ve Resulünün kendilerine verdiğine razı olsalar da "Bize Allah yeter. Allah bize lütuf ve ihsanından yine lutfeder, verir. Bizim bütün rağbetimiz Allah'adır" deselerdiرَضُواْ
  26. 9:62Gönlünüzü hoş etmek için gelir size yemin ederler. Bunlar eğer mümin iseler Allah'ı ve Resulünü razı etmeleri daha doğrudurلِيُرضُوكُم
  27. 9:72Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budurوَرِضوَٰنٞ
  28. 9:83Eğer Allah, seni onlardan bir kısmının yanına döndürür de onlar başka bir cihada seninle birlikte çıkmak için senden izin isterlerse, de ki; "Artık siz hiçbir zaman benimle çıkamayacaksınız. Daha önce oturup kalmaktan hoşlanıyordunuz. Bundan böyle artık geride kalanlarla beraber oturup kalınرَضِيتُم
  29. 9:87Onlar, oturanlarla beraber oturmaktan hoşlandılar. Kalblerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlarرَضُواْ
  30. 9:93Kınamaya yol, ancak zengin oldukları halde geri kalmak için senden izin isteyenleredir. Bunlar geri kalanlarla beraber olmayı tercih ettiler. Allah da kalblerini mühürledi. Onlar, artık başlarına geleceği bilmezlerرَضُواْ

Bu kök 64 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.