Kök

راي

Kur'an'da 328 yerde, 296 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir köşke giriyorsun; cam zemini su sanıp eteğini topluyorsun (27:44). Kur’an’daki رأى kökü önce bir şeyi gözünle görmeyi ve fark etmeyi anlatır. Sonra birine sahneyi göstermek, uykuda görülenler, iki tarafın birbirini görmesi ve oradan da görüş bildirme ile yapılanı gösterişe çevirme anlamlarına açılır.

Türkçedeki izi

rüya
Uykuda görülen şey; kökün uyku görüsü anlamıdır.
riya
Gösteriş demektir; yapılanı insanların gözüne sunma anlamı.
rey
Görüş, kanaat; ‘ne dersiniz’ kalıbındaki anlam budur.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileزين(ziynet)

    Zyn süsleyip cazip kılar. رأى sahneyi önüne koyar ya da yakalar. Kısacası رأى gösterir veya görür, zyn güzelleştirir.

    • 31:31Burada رأى var; gemilerin akışını size göstersin diyor, yani olayı yaşatıp göstermek.
    • 8:48Burada zyn var; amellerini güzel gösterdi, yani süsleyip cazip kıldı.
  • bu kökileدلل(delil, delalet)

    Dll yön gösterir, işaret eder. رأى sonucu göz önüne serer. Kısacası dll yol tarif eder, رأى sonucu gösterir.

    • 34:27Burada رأى var; ‘bana gösterin’ çağrısı, nesneleri nazara sunma.
    • 25:45Burada dll var; gölgeye delil kıldık, yani yol gösteren işaret.
  • bu kökileصعق(sâika)

    SEq ani çarpılma ve sersemleme hâlidir. رأى ise yüzleşmenin kendisi ya da gösterilmesidir. Kısacası رأى sahneyi kurar, SEq darbenin etkisidir.

    • 2:55Burada رأى talebi var; Allah’ı açıkça görme isteği sahneyi ister.
    • 7:143Burada SEq var; tecelliyle bayılıp düşme, yani sersemletici darbe.

Müfessir diliyle

Duyu alanında belirenle doğrudan temas; bunu başkasına sergilemek yahut buna dayanarak hüküm vermek.

Fiilin yalın hâli dış nesneyle göz önünde temas ve buna eşlik eden fark edişi anlatır (2:55; 27:44; 30:48). IV. bâb, bir şeyi birinin algısına sunma/yaşatma işlevini taşır (2:73; 17:1; 31:31). İsimleşmiş biçimler uykudaki temaşa (12:5; 17:60) ve insanların nazarına oynayan sergileyişe kadar uzanır (2:264; 4:142).

Somuttan soyuta

Algının dış dünyadaki temasından, uykudaki temaşaya (12:43; 8:43) ve oradan zihinsel değerlendirme ile teşhire kadar yükselen bir eksen görülür (10:50; 107:6).

Kardeş köklerden farkı

  • زينile farkı

    Zyn, nesnenin cazibesini süsleyip algıyı çekici kılar; rAy ise bir şeyi algıya sunma yahut algıda yakalama fiilidir, güzelleştirme içermez.

  • دللile farkı

    Dll yol göstermedir: hedefe yöneltme/işaret etme süreci. rAy ise hedefi algıya getirir yahut ona dair değerlendirme ister; sonuç sahnesini kurar.

  • صعقile farkı

    SEq ani sersemletici darbe/çarpılma hâlidir; çoğu kez çıplak tecelli talebi yahut yüzleşmenin etkisiyle gelir. rAy ise yüzleşmenin kendisi veya sergilenmesidir.

Anlam alanları · 5

  1. Duyusal tanıklık

    Nesnenin göz önünde belirip fark edilmesi; doğrudan temaşa ve yüzleşme.

  2. Algıya sunma / sergileme (IV)

    Bir durumu başkasının algısına getirme; delilleri, olayları yaşatıp önüne koyma.

  3. Uyku içi görüler (رؤيا)

    Uykuda gerçekleşen temaşa; ilahi bildirime konu olan ‘görüler’.

  4. Karşılıklı belirme (VI)

    İki tarafın birbirinin nazarında belirip karşı karşıya gelişi.

  5. Değerlendirme ve görünüşe yönelme

    Algıya dayanarak hüküm/kanaat verme; ayrıca ameli insanların nazarında sergilemeye çevirme (riya) ve dış görünüş.

Biçimlerin kullanımı

رَأَى
Duyu alanında belireni kavramak; bağlama göre ‘... diye saymak/değerlendirmek’.

Güven: Güçlü · incelenen 66 ayetin 32'i açıklandı (%48) · toplam 297 ayetten dengeli örnek

Tüm ana biçimler örneklenmiş; somut ve soyut kullanımlar geniş bir nazâirle tutarlı bir çekirdeğe bağlanıyor.

Açık soru: Uykudaki ‘rü’yâ’ ile uyanık algının sınırı bazı bağlamlarda ince kalır (17:60; 8:43).

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

72 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:55'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 218Medenî · 78
fiil · 314isim · 13

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 136

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

تَرَ31يَرَواْ24أَرَءَيتُم14وَتَرَى10يَرَونَ8تَرَىٰٓ8رَءَا8تَرَىٰ6أَرَءَيتَ6رَأَواْ6نَرَىٰ5رَأَيتَ5فَتَرَى5تَرَى5أَرَىٰكُم4أَرَىٰ4نُرِيَنَّكَ4رَأَوُاْ4نَرَىٰكَ4أَفَرَءَيتَ4رَأَيتَهُم4أَفَرَءَيتُم4لَنَرَىٰكَ3تَرَوهَا3يَرَوُاْ3تَرَونَهَا3رَءَاهُ3يَرَىٰ3أَفَرَءَيتُمُ3وَيُرِيكُم2وَرَأَوُاْ2رِئَآءَ2أَرَىٰكَ2يُرَآءُونَ2أَرِنَا2وَتَرَىٰ2أَرَءَيتَكُم2يَرَىٰكُم2تَرَىٰنِي2سَأُوْرِيكُم2

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:55Hani bir zamanlar "Ey Musa biz Allah'ı açıkça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacağız." demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınızنَرَى
  2. 2:73İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınızوَيُرِيكُم
  3. 2:128Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensinوَأَرِنَا
  4. 2:144Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildirنَرَىٰ
  5. 2:165İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardıيَرَى
  6. 2:166O zaman kendilerine uyulan kimseler, azabı görerek kendilerine uyanlardan kaçıp uzaklaşmışlar ve aralarındaki bütün bağlar parça parça kopmuşturوَرَأَوُاْ
  7. 2:167Onlara uyanlar da şöyle demektedirler: "Ah, bizim için dünyaya bir dönüş olsaydı da onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!" İşte böylece Allah onlara bütün amellerini, üzerlerine yığılmış hasretler (pişmanlık ve üzüntüler) halinde gösterecektir. Onlar bu ateşten çıkacak değillerdirيُرِيهِمُ
  8. 2:243Görmedin mi o kimseleri ki kendileri binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar. Allah da kendilerine "ölün!" dedi, sonra da onlara bir hayat verdi. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların pek çokları şükretmezlerتَرَ
  9. 2:246Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilirتَرَ
  10. 2:258Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmezتَرَ
  11. 2:260Bir zamanlar İbrahim de: "Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. Allah: "İnanmadın mı ki?" buyurdu. İbrahim: "İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum." dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirأَرِنِي
  12. 2:264Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmezرِئَآءَ
  13. 3:13Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardırيَرَونَهُم
  14. 3:23Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlarتَرَ
  15. 3:143Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuzرَأَيتُمُوهُ
  16. 3:152Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdırأَرَىٰكُم
  17. 4:38Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştırرِئَآءَ
  18. 4:44Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlarتَرَ
  19. 4:49Kendi nefislerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Onlara kıl kadar zulmedilmezتَرَ
  20. 4:51Şu kendilerine kitaptan (okuma yazmadan) bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun! Onlar puta ve şeytana inanıyorlar. Ve Allah'ı tanımayanlara, "Bunlar, müminlerden daha doğru yoldadır." diyorlarتَرَ
  21. 4:60Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyorتَرَ
  22. 4:61Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin!" denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsünرَأَيتَ
  23. 4:77Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmezتَرَ
  24. 4:105Biz sana Kitab (Kur'ân)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olmaأَرَىٰكَ
  25. 4:142Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlarيُرَآءُونَ
  26. 4:153Kitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişler ve: "Allah'ı bize açıkça göster" demişlerdi. Haksızlıkları sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı (tanrı) edinmişlerdi. Onları bundan dolayı da affettik. Ve Musa'ya açık bir delil (yetki) verdikأَرِنَا
  27. 5:31Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan olduلِيُرِيَهُ
  28. 5:52Kalblerinde hastalık bulunanların: " Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlarفَتَرَى
  29. 5:62Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdürوَتَرَىٰ
  30. 5:80Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardırتَرَىٰ

Bu kök 296 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.