Kök

ملك

Kur'an'da 206 yerde, 190 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Düşün, bir evin anahtarları sende. Kim girer, kim yer içer, sen karar verirsin. Kur'an bu kökle önce böyle elde tutmayı anlatır, sonra ülke yönetimini, en sonda da her şeyin sahibinin Allah olduğunu söyler. Melekler de emre uyan görevli güçlerdir.

Türkçedeki izi

mülk
Sahip olunan şey demek; kökün elde tutma anlamından gelir.
melik
Hükümdar demek; yönetme gücü taşıyan kişi.
melek
Görevli güç demek; emredileni yapan varlıklar için kullanılır.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileصفف(saf, saf tutmak, saflar)

    Bu kök sıra ve dizilişi anlatır. Sahiplik ve yönetim anlatmaz. Kısacası Sff sıra kurar, Mlk sahip olup yönetir.

    • 78:38Burada sıra anlatılır; melekler sıra sıra durur.
    • 64:1Burada sahiplik anlatılır; mülkün Allah’a ait olduğu söylenir.
  • bu kökileصفو(safi, safiyet, tasfiye)

    Bu kök seçip ayırmayı anlatır. Mlk ise seçimin ardından verilen alan ve yönetimi anlatır. Kısacası Sfw seçer, Mlk o seçime yetki ve alan verir.

    • 22:75Burada seçme anlatılır; elçiler seçilir.
    • 3:26Burada sahiplik ve çekip alma anlatılır; mülk verilir ve alınır.

Müfessir diliyle

Bir şeyi elde tutup üzerinde tasarruf etme kudreti; bu kudretin emrinde işleyen itaatkâr güçler.

Fiil ve isim kullanımları, bir şey üzerinde fiilî tasarruf/elde bulundurma gücünü gösterir (4:3; 24:61; 29:17; 34:42; 35:13; 10:31). Bu kudretin en kapsamlı nispeti bütün varlık sahasına yöneliktir; verip çekip alan, aziz edip zelil eden odur (3:26; 5:40; 64:1; 23:88; 40:16; 1:4). Aynı kökten gelen varlıklar, emri çiğnemeyen, görevli ve etkin güçler olarak görünür (66:6; 8:12; 4:97; 16:32; 32:11).

Somuttan soyuta

Önce somut elde tutma ve anahtarları denetleme (24:61; 4:3), ardından ülke/idare düzeyinde tasarruf (2:251; 43:51), en sonunda tüm varlık âleminin yönetimi ve bu yönetimin emrindeki iş görür güçler (23:88; 6:75; 66:6).

Kardeş köklerden farkı

  • صففile farkı

    Bu kök sıra ve dizilişi anlatır; yetki/elde tutma değil, düzenlenmiş saf tutmayı vurgular (78:38; 89:22). Mlk ise tasarruf kudretini ve bu kudretin icrasını ifade eder (3:26; 64:1; 66:6).

  • صفوile farkı

    Bu kök seçip ayırmayı anlatır (2:247; 22:75); Mlk ise seçimin sonucu olan yetki/mülk alanını vermek veya çekmekle ilgilidir (2:247; 3:26).

Anlam alanları · 5

  1. Elde tutma ve fiilî tasarruf

    Bir şeyin el altında bulundurulması, anahtarlarının elde olması, başkası üzerinde kullanım yetkisi.

  2. Kuşatıcı egemen kudret

    Gökler ve yer üzerindeki tasarrufun bütünü; verip çekip alan, nihai dönüşü belirleyen kudret.

  3. Dünyevî idare ve taht

    Yeryüzü ölçeğinde yöneten kişi ve ona verilen/ondan çekilen idare alanı.

  4. Emir altındaki görevli güçler

    Emri çiğnemeyen, mesaj ileten, destekleyen, can alan, bekçilik eden itaatkâr kuvvetler.

  5. Yarar-zarar ve rızık üzerinde kudret iddiası

    Kimlerin gerçekten fayda-zarar verebildiği ve rızık üzerinde yetki sahibi olup olmadığı sorgulanır.

Biçimlerin kullanımı

مَلَك
Emirle iş gören, itaatkâr görevli güçler; mesaj taşır, destek olur, can alır, bekçilik eder.
مَلِك
Taht/yönetim sahibi; ayrıca Yüce Yöneten olarak ilâhî nitelik.
مَٰلِك
Bir gün/şey üzerinde mutlak sahip ve tasarruf yetkilisi.
مَلَكَتْ
Elde tutmak, gücü yetmek, tasarruf etmek; el altına almak.
مَلَكُوت
Kapsayıcı, derin yönetim alanı; her şeyin tasarrufu elinde olan kudret sahası.

Güven: Güçlü · incelenen 65 ayetin 37'i açıklandı (%57) · toplam 191 ayetten dengeli örnek

Fiil ve isimlerin geniş dağılımında tutarlı biçimde ‘elde tutma/tasarruf’ ekseni beliriyor ve çok sayıda ayetle destekleniyor.

Açık soru: ‘Görevli güçler’in bu kökle ilişkisi kullanımda netleşir, fakat mahiyetleri hakkında sınırı aşan tanımlar çıkarıma dayanır.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

63 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 1:4'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 116Medenî · 74
isim · 158fiil · 44sıfat · 2özel isim · 1

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 60

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

ٱلمَلَـٰٓئِكَةُ21مُلكُ19مَلَكَت15وَٱلمَلَـٰٓئِكَةُ10ٱلمُلكُ10يَملِكُونَ10لِلمَلَـٰٓئِكَةِ9ٱلمَلَـٰٓئِكَةَ9ٱلمَلَـٰٓئِكَةِ8يَملِكُ8ٱلمَلِكُ6ٱلمُلكِ5أَملِكُ5وَٱلمَلَـٰٓئِكَةِ4ٱلمُلكَ4مَلَكٞ4وَمَلَـٰٓئِكَتِهِ3مَلَكٗا3ٱلمَلِكِ3مَلَـٰٓئِكَةٗ3مَلِكٗا2مُلكَهُ2مَلَكٌ2تَملِكُونَ2مَلَكُوتُ2وَٱلمَلَكُ2مَٰلِكِ1مُلكِ1ٱلمَلَكَينِ1بِٱلمُلكِ1مُلكِهِٓ1مَٰلِكَ1مُّلكًا1مُّلُوكٗا1تَملِكَ1مَلَكُوتَ1مَلَكَينِ1مَلَكُوتِ1مَّملُوكٗا1مَلَـٰٓئِكَةٞ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 1:4O, din gününün maliki Allah'ınمَٰلِكِ
  2. 2:30Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dediلِلمَلَـٰٓئِكَةِ
  3. 2:31Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dediٱلمَلَـٰٓئِكَةِ
  4. 2:34Ve o zaman meleklere: "Âdem'e secde edin!" dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan olduلِلمَلَـٰٓئِكَةِ
  5. 2:98Her kim Allah'a, Allah'ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mîkâil'e düşman olursa, iyi bilsin ki, Allah da o kâfirlerin düşmanıdırوَمَلَـٰٓئِكَتِهِ
  6. 2:102Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydiمُلكِ
  7. 2:107Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardırمُلكُ
  8. 2:161Ama âyetlerimizi inkar etmiş ve kâfir olarak can vermiş olanlara gelince, işte Allah'ın laneti, meleklerin laneti ve insanların laneti hep onların üzerine olsunوَٱلمَلَـٰٓئِكَةِ
  9. 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırوَٱلمَلَـٰٓئِكَةِ
  10. 2:210Onlar sadece gözetiyorlar ki, Allah, buluttan gölgelikler içinde meleklerle birlikte geliversin de iş bitiriliversin. Halbuki bütün işler Allah'a döndürülüp götürülürوَٱلمَلَـٰٓئِكَةُ
  11. 2:246Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilirمَلِكٗا
  12. 2:247Peygamberleri onlara: "Allah, size hükümdar olmak üzere Talût'u gönderdi." demişti. Onlar: "Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir." dediler. Peygamberleri de "Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir." dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilirمَلِكٗا
  13. 2:248Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardırمُلكِهِٓ
  14. 2:251Derken, Allah'ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut'u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah'ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidirٱلمُلكَ
  15. 2:258Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmezٱلمُلكَ
  16. 2:285Peygamber, Rabbi'nden kendisine ne indirildiyse ona iman etti. Müminlerin de hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. "Biz Allah'ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır." dedilerوَمَلَـٰٓئِكَتِهِ
  17. 3:18Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardırوَٱلمَلَـٰٓئِكَةُ
  18. 3:26De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsinمَٰلِكَ
  19. 3:39Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye ünledilerٱلمَلَـٰٓئِكَةُ
  20. 3:42Hani melekler: "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldıٱلمَلَـٰٓئِكَةُ
  21. 3:45Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih'dir; dünyada da ahirette de itibarlı, aynı zamanda Allah'a çok yakınlardandırٱلمَلَـٰٓئِكَةُ
  22. 3:80Ve O size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder miٱلمَلَـٰٓئِكَةَ
  23. 3:87İşte onların cezaları, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedirوَٱلمَلَـٰٓئِكَةِ
  24. 3:124O zaman sen müminlere: "Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordunٱلمَلَـٰٓئِكَةِ
  25. 3:125Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım ederٱلمَلَـٰٓئِكَةِ
  26. 3:189Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kâdirdirمُلكُ
  27. 4:3Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz câriye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidirمَلَكَت
  28. 4:24Bir de harb esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdir edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidirمَلَكَت
  29. 4:25Sizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir)مَلَكَت
  30. 4:36Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmezمَلَكَت

Bu kök 190 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.