Kök
ردد
Kur'an'da 59 yerde, 56 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Bir kervan çuvalını açıyor, parasını iade edilmiş buluyor. İşte red böyle: eşyayı ya da kişiyi sahibine geri vermek. Sonra söz işlerinde de var; mesele yetkiliye götürülür, selama aynıyla karşılık verilir. En geniş anlamda ise bir akışı savmak ve sonunda herkesi Allah’a döndürmek anlatılır.
Türkçedeki izi
- ret
- Ret geri çevirme demektir, bu kökten gelir.
- reddetmek
- Bir talebi geri çevirmek, iade etmek anlamını taşır.
- reddiye
- Karşı görüşü geri iten yazı demektir.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileافك(ifk)
Afk, hakikatten saptırma ve yanıltma demektir. Red ise bir şeyi sahibine iade etme, yetkiliye götürme ya da akını püskürtmedir. Kısacası Afk saptırır, Red iade eder.
bu kökileفقه(fıkıh, fakih)
Fıkıh anlamak ve kavramaktır. Red, yönü geri çevirmek, iade etmek ve savmaktır. Kısacası fqh anlar, rdd iade eder ve geri çevirir.
Müfessir diliyle
Bir şeyi menşeine yahut evvelki hâline iade etmek; yönünü tersine çevirip uzaklaştırmak yahut aslına havale etmek.
Redd, somutta eşyayı/kişiyi sahiplerine yahut önceki durumuna iade etmeyi ifade eder [12:65; 28:13; 38:33; 28:7]. Soyutta yetkili makama başvuru/tevdi ve selâma mukabele gibi “karşılığa çevirme”yi bildirir [4:59; 4:83; 4:86]. Bir şeyi yolundan alıkoyup püskürtme (azabı, orduyu, lütfu) anlamı da taşır [21:40; 33:25; 6:147; 10:107]. Nihayet insanlar ve işler için asıl makam/menzil olarak Allah’a rücû vurgusu öne çıkar; bu rücû hem akıbet hem “meâd” (varış-noktası) dilinde adlandırılır [6:62; 10:30; 62:8; 28:85; 30:43; 40:43].
Somuttan soyuta
Önce somut iade/geri verme: malın, çocuğun, atların getirilmesi [12:65; 28:13; 38:33; 28:7]; sonra söz/hüküm işlerinde havale ve mukabele [4:59; 4:86]; nihayet kozmik-ahlâkî düzlemde püskürtme ve meâde iade [21:40; 33:25; 30:43].
Kardeş köklerden farkı
افكile farkı
Afk, haktan saptırılma/çevrilme (aldatıcı bir yön kaydırma) iken [29:61; 10:34], rdd bir şeyi kaynağına iade, yetkiliye tevdi yahut ilerleyişi boşa çıkarma yönündedir [4:59; 30:43; 40:43].
فقهile farkı
Fqh idrâk ve kavrama fiilidir [9:122; 9:87]; rdd ise yön/akıbet hareketini konu alır: meseleleri kaynağa havale, selâma mukabele, yahut bir akışı püskürtme [4:83; 4:86; 21:40].
Anlam alanları · 5
İade ve eski hâle çevirme (somut)
Eşyanın ya da kişinin sahibine/önceki durumuna verilmesi: kervan malı, Musa’nın annesine iade, atların getirilmesi; görmenin yeniden verilmesi.
Başvuru ve mukabele (tevdi/karşılık)
Çekişmeli işin asıl kaynağa havalesi ve selâma aynıyla karşılık verme; bilginin de asıl sahibine nisbeti.
Savuşturma ve engellemeyi imkânsız kılma
Azap ya da saldırının püskürtülmesi yahut kimsenin engelleyemeyeceği ilahî tasarruf; lütfun önüne set çekilememesi.
İnanç ve istikâmette rücu (arkaya yöneliş)
Hidayetten sonra inkâra çevrilme, dinden vazgeçirme yahut ayak izlerine dönme teşebbüsü; bundan sakındırma.
Meâd ve akıbet (Allah’a iade)
Nihai varış: canların ve amellerin asıl Mâlik’e iadesi; ‘meâd/merd’ diliyle tayin edilen dönüş noktası.
Biçimlerin kullanımı
- رَدَّ
- İade etmek, yönü tersine çevirmek, savmak; yetkiliye havale etmek veya mukabelede bulunmak [12:65; 33:25; 4:59; 4:86].
- ٱرْتَدَّ
- Kişinin kendi hâline/arkasına dönmesi; iz üzerinden gerileme; duyunun/halin öncekiye rücûu [5:21; 47:25; 12:96; 27:40].
- مَرَدّ
- Dönüş/varış noktası yahut geri çevirme imkânı; kaçınılmaz gün/akıbet dili [13:11; 30:43; 40:43; 42:44; 19:76].
- رَدّ
- İade/karşılık verme eylemi; engelleme/geri püskürtme kudreti [2:228; 21:40].
- رَآدّ
- İade eden/püskürten; lütfu men edecek kimse yahut vaadi yerine getiren fail [10:107; 28:7; 28:85].
- مَرْدُود
- İadesi/çevrilmesi mümkün kılınmış olan; yahut asla çevrilemeyecek (karar/azap) [79:10; 11:76].
Güven: Güçlü · incelenen 57 ayetin 32'i açıklandı (%56)
Ayetler, somut iade, havale/mukabele, püskürtme ve meâd başlıklarında yeknesak bir çekirdeğe işaret ediyor ve çok sayıda örnekle doğrulanıyor.
Açık soru: 14:9’daki “فَرَدُّوا أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِمْ” ifadesinin jest-anlamı (sus(tur)ma mı, hiddet mi) bağlamsal olarak belirsiz kalır.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 44
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:85Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildirيُرَدُّونَ
- 2:109Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdirيَرُدُّونَكُم
- 2:217Ey Muhammed! Sana haram aydan ve o ayda savaşmaktan soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak, büyük bir günahtır. Bununla beraber Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, insanları, Mescidi Haram'dan menetmek ve halkını oradan çıkarmak, Allah yanında daha büyük bir günahtır ve fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir. Onlar, güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşmaktan hiçbir zaman geri durmazlar. Sizden de her kim, dininden döner ve kâfir olarak can verirse artık onların bütün amelleri, dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardırيَرُدُّوكُم
- 2:228Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirبِرَدِّهِنَّ
- 3:100Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlarيَرُدُّوكُم
- 3:149Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersinizيَرُدُّوكُم
- 4:47Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan (Tevrat)ı tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut cumartesi halkını (yahudileri) lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin. Yoksa Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektirفَنَرُدَّهَا
- 4:59Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldirفَرُدُّوهُ
- 4:83Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınızرَدُّوهُ
- 4:86Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandırرُدُّوهَآ
- 4:91Diğer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar. Eğer bunlar sizden çekinmezlerse, kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdikرُدُّوٓاْ
- 5:21Ey kavmim, Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin, yoksa kayba uğrarsınızتَرتَدُّواْ
- 5:54Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbirkınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendirيَرتَدَّ
- 5:108İşte bu, şahitliklerini gerektiği gibi yapmaları, yahut yeminlerinden sonra yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmaları için en iyi yoldur. Allah'tan korkun ve emirlerini dinleyin. Allah, doğru yoldan çıkan bir topluluğu hidayete erdirmezتُرَدَّ
- 6:27Onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman: "Ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabb'imizin âyetlerini yalanlamasaydık da müminlerden olsaydık" dediklerini bir görsenنُرَدُّ
- 6:28Hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan, yoksa geri çevrilselerdi yine menedildikleri şeyi yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlarرُدُّواْ
- 6:62Sonra da gerçek Mevlâlarına döndürülürler. Dikkatli olun, hüküm ancak O'nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidirرُدُّوٓاْ
- 6:71De ki: "Biz Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları halde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri ahmak gibi mi olalım?". De ki: "Allah'ın gösterdiği yol, yegane doğru yoldur. Bize, bütün âlemlerin Rabb'ine teslim olmamız emrolunduوَنُرَدُّ
- 6:147Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı da suçlu toplumdan geri çevrilmezيُرَدُّ
- 7:53İlle onun te'vilini mi gözetiyorlar? Onun te'vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı, kaybolup gittiنُرَدُّ
- 9:45Senden izin isteyenler, olsa olsa Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlar olabilir. Onların kalbleri hep işkillidir. Bundan dolayı şüphe içinde bocalayıp dururlarيَتَرَدَّدُونَ
- 9:94Savaştan dönüp yanlarına geldiğinizde size özür beyan edecekler. De ki: "Özür beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Allah bize, sizin durumunuzdan haberler verdi". Bundan sonra da Allah ve Resulü yaptıklarınızı görecektir. Daha sonra da gizliyi ve âşikârı bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O vakit O, size neler yapmış olduğunuzu tek tek haber verecektirتُرَدُّونَ
- 9:101Hem çevrenizdeki bedevilerden münafıklar var, hem de Medine halkından münafıklıkta ısrar edenler var. Sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz. Biz onları iki kere azaba uğratacağız. Daha sonra da büyük bir azaba itileceklerيُرَدُّونَ
- 9:105Ve de ki; "Çalışın! Yaptıklarınızı hem Allah görecek, hem Resulü, hem de müminler görecektir. Sonra da gizliyi ve açığı bilen Allah'ın huzuruna iletileceksiniz. İşte o zaman, neler yaptığınızı size O bildirecektirوَسَتُرَدُّونَ
- 10:30İşte burada herkes geçmişte yaptığını bulacak. Ve gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler. İftira edip uydurdukları şeyler de kendilerinden büsbütün uzaklaşıp gidecekوَرُدُّوٓاْ
- 10:107Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O'nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidirرَآدَّ
- 11:76Melekler: "Ey İbrahim! Bu konuda bizimle tartışmaktan vazgeç. Çünkü Rabbinin emri kesin olarak geldi ve onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap gelecektirمَردُودٖ
- 12:65Derken yüklerini açtılar ve sermayelerini kendilerine geri verilmiş olarak buldular. Dediler ki: "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte sermayelerimiz de bize iade edilmiş. Bununla yine ailemize zahire alır getiririz, kardeşimizi de koruruz, üstelik biryük daha fazla zahire alırız. Zaten bu aldığımız pek az bir zahiredirرُدَّت
- 12:96Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, gömleği Yakub'un yüzüne koydu, hemen gözü açıldı. "Ben size demedim mi, ben Allah'dan sizin bilmediklerinizi bilirim." dediفَٱرتَدَّ
- 12:110Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi, yetişti; dilediklerimiz kurtarıldı. Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemezيُرَدُّ
Bu kök 56 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.