Kök

كذب

Kur'an'da 282 yerde, 257 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir mahkemeyi düşün. Biri konuşuyor, diğeri doğru değil deyip onu reddediyor. Kur’an’da bu kök, hem gelen doğru haberi kabul etmemeyi hem de uydurma söz kurmayı anlatır. Önce insan sözüyle başlar, sonra vahyin işaretlerine uzanır. En sonda büyük söz gerçekleşince, artık kimse onu boşa çıkaramaz.

Türkçedeki izi

tekzip
Bir haberi doğru bulmayıp resmi olarak reddetmek.
kâzip
Yalan söz söyleyen kişi anlamında.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileالو()

    Alw nimetleri adlandırır. Bu kök ise o nimetlerin tanıklığını geçersiz sayıp reddeder. Kısacası Alw nimetleri anlatır, bu kök reddeder.

    • 55:16Burada nimetler sayılır, konu nimetlerin kendisidir.
    • 55:43Burada suçluların reddettiği şey açıkça anılır.
  • bu kökileفري(iftira, müfteri)

    İftira yeni ve asılsız iddia uydurup Allah’a bağlamaktır. Bu kök ise gelen haberi doğru değil deyip reddeder ya da uydurma söz kurar. Kısacası iftira uydurur, bu kök reddeder.

    • 2:39Burada mesajı doğru bulmayıp reddetme anlatılır.
    • 10:17Burada uydurma isnat, yani iftira vurgulanır.
  • bu kökileداب()

    dAb alışılmış gidişi anlatır, geçmiş toplulukların ortak çizgisidir. Bu kök ise o çizgide yapılan iş: işaretleri doğru saymamak. Kısacası dAb seyri anlatır, bu kök reddi.

    • 7:40Burada reddedenlerin akıbeti doğrudan anlatılır.
    • 3:11Gidişatları benzetilir ve ayetleri yalanlamaları belirtilir.

Müfessir diliyle

Bir haber, işaret veya iddiayı gerçeğe aykırı bulup onu reddetmek; kimi yerde bizzat asılsız iddia kurmak.

II. bâb kullanımı genellikle ‘bi’ edatıyla gelir ve bildiriyi/signediriyi itibarsızlaştırıp kabulü reddeder (2:39; 6:39; 7:40; 10:39; 55:43; 64:10). İsim ‘كَذِب’ ise üretilmiş asılsız söz veya Allah’a isnat edilen uydurma içeriktir (3:75; 5:41; 6:93; 16:62; 18:15; 34:8). İsm-i fâil ve cem’ formlar, bu tutumu sürdüren kişileri/taifeleri adlandırır: كَاذِب, مُكَذِّبُون (3:61; 52:11; 69:49).

Somuttan soyuta

Önce beşerî beyan ve şahitlikte gerçek-dışı söz/itham (12:26; 24:7), sonra vahyin işaret ve haberlerini geri çevirme (2:39; 7:40), nihayet gerçekleştiğinde inkâra imkân bırakmayan büyük vakıalar ve vaadler (56:2; 11:65).

Kardeş köklerden farkı

  • الوile farkı

    Alw, ‘nimetler/bağışlar’ı adlandırır; كذب ise o nimetlerin tanıklığını geçersiz sayma tutumunu ifade eder: “Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?” ifadesinde nesne ‘آلاء’, fiil ise reddediştir.

  • فريile farkı

    fry (اِفْتِرَاء), yeni ve asılsız bir iddia icat edip Allah’a isnat etmektir; كذب ise var olan haberi/signediriyi doğru saymamak yahut asılsız söz kurmaktır. Aynı ayette icat (اِفْتَرَى) ile reddetme (كَذَّبَ) ayrışır.

  • دابile farkı

    dAb ‘alışılagelmiş gidişat, adet’ demektir; geçmiş toplulukların ortak seyri anlatılırken, o seyrin içinde yaptıkları fiil كذب’tir: işaretleri reddetmek.

Anlam alanları · 5

  1. İlâhî işaret ve mesajın tekzîbi

    Vahyin delil ve beyanlarını ‘doğru değil’ sayıp kabulü reddetme.

  2. Ahiret, saat ve va‘d/vaîdin boşa sayılması

    Gelecek karşılaşma ve hükmün gerçekliğini geriye itme; gerçekleşince geri çevrilemez.

  3. Tarihî peygamberleri itibarsızlaştırma

    Gönderilen elçileri ‘doğru söylemiyor’ konumuna indirgeme; ortak bir tarihî tavır.

  4. Asılsız beyan ve isnat (Allah’a ve insanlara karşı)

    Allah’a karşı uydurma söz isnadı ve toplumsal alanda gerçek-dışı itham/aktarım.

  5. Tekzîbi imkânsız kılan hakikat ve vaat

    Gerçekleştiğinde karşı beyanı boşa düşüren vakıa ve söz.

Güven: Güçlü · incelenen 63 ayetin 30'i açıklandı (%48) · toplam 257 ayetten dengeli örnek

Kökün formları, edatları ve nesneleri geniş ve tutarlı bir dağılımla aynı çekirdeğe bağlanıyor.

Açık soru: Bazı bağlamlarda I. bâb anlam gölgesi belirsizleşir; 12:110 gibi yerlerde ‘tekzîbe uğramak’ yorumu da mümkündür.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

68 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:10'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 188Medenî · 69
fiil · 187isim · 91sıfat · 4

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 67

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

كَذَّبُواْ37تُكَذِّبَانِ31كَذَّبَ21كَذَّبَت14ٱلكَذِبَ13لِّلمُكَذِّبِينَ12وَكَذَّبُواْ10ٱلكَٰذِبِينَ10لَكَٰذِبُونَ9تُكَذِّبُونَ9كَذِبًا8فَكَذَّبُوهُ8كَذِبٗا7ٱلمُكَذِّبِينَ6يُكَذِّبُ5كَذَبُواْ4وَكَذَّبَ4كَذَّبُوكَ3كَٰذِبِينَ3ٱلكَٰذِبُونَ3يُكَذِّبُوكَ3كَذَّبُونِ3يَكذِبُونَ2كَذَّبتُم2لِلكَذِبِ2كُذِّبَت2كَٰذِبٞ2فَكَذَّبَ2فَكَذَّبُوهُمَا2يُكَذِّبُونِ2فَكَذَّبُواْ2كَذَّابٌ2كَذَبَ2كَذَّابٞ2كَٰذِبٗا2يُكَذِّبُونَ2كُذِّبَ1نُكَذِّبَ1يُكَذِّبُونَكَ1كُذِّبُواْ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:10Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardırيَكذِبُونَ
  2. 2:39İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennem ehlidirler. Orada ebedî olarak kalacaklardırوَكَذَّبُواْ
  3. 2:87Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'lKudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misinizكَذَّبتُم
  4. 3:11Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandırكَذَّبُواْ
  5. 3:61Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelimٱلكَٰذِبِينَ
  6. 3:75Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerlerٱلكَذِبَ
  7. 3:78Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. "Bu, Allah katındandır." derler; oysa o, Allah katından değildir. Allah'a karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerlerٱلكَذِبَ
  8. 3:94Kim bundan sonra Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridirٱلكَذِبَ
  9. 3:137Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar, şeriatler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görünٱلمُكَذِّبِينَ
  10. 3:184Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sayfalar ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştıكَذَّبُوكَ
  11. 4:50Bak nasıl da Allah'a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeterٱلكَذِبَ
  12. 5:10İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, cehennemliktirlerوَكَذَّبُواْ
  13. 5:41Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardırلِلكَذِبِ
  14. 5:42Onlar, yalana çok kulak verirler ve çok haram yerler. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Eğer aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz Allah, adaletli davrananları severلِلكَذِبِ
  15. 5:70Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdirكَذَّبُواْ
  16. 5:86İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlar da cehennem ehlidirوَكَذَّبُواْ
  17. 5:103Allah, ne "bahîre"yi, ne "sâibe"yi, ne "vesile"yi ve ne de "hâm"ı meşru kılmıştır. Fakat küfredenler, Allah'a yalan iftira etmektedirler. Onların çoğunun akılları ermezٱلكَذِبَ
  18. 6:5Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektirكَذَّبُواْ
  19. 6:11De ki: "Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görünٱلمُكَذِّبِينَ
  20. 6:21Allah'a iftira ederek yalan uydurandan veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Hiç şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezlerكَذِبًا
  21. 6:24Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gittiكَذَبُواْ
  22. 6:27Onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman: "Ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabb'imizin âyetlerini yalanlamasaydık da müminlerden olsaydık" dediklerini bir görsenنُكَذِّبَ
  23. 6:28Hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan, yoksa geri çevrilselerdi yine menedildikleri şeyi yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlarلَكَٰذِبُونَ
  24. 6:31Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: "Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!" Bakın yüklendikleri günah ne kötüdürكَذَّبُواْ
  25. 6:33Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat, o zalimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlarيُكَذِّبُونَكَ
  26. 6:34Senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. Kendilerine yardımımız gelinceye kadar yalanlanmaya ve eziyet olunmaya sabrettiler. Allah'ın sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz ki sana, peygamberlerin haberlerinden bir kısmı gelmiştirكُذِّبَت
  27. 6:39Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyarكَذَّبُواْ
  28. 6:49Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yapmakta oldukları fenalıklar yüzünden onlara azap dokunacaktırكَذَّبُواْ
  29. 6:57De ki: "Ben Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım, siz ise onu yalanladınız. O çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde değildir, hüküm ancak Allah'a aittir, gerçeği O anlatır ve O, hakkı bâtıldan ayırdedenlerin en hayırlısıdırوَكَذَّبتُم
  30. 6:66Kavmin o (Kur'ân'ı) yalan saydı, halbuki o gerçektir. De ki: " Ben sizin vekiliniz değilimوَكَذَّبَ

Bu kök 257 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.