Kök
حقق
Kur'an'da 287 yerde, 262 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Bir mahkeme salonunu düşün: deliller gelir, işin aslı ortaya çıkar, karar yerini bulur. Kur’an’da hak böyle bir şeydir, yerini bulan ve bağlayıcı olan. Yaratılış, indirilen kitap ve verilen söz bu yüzden geçerli ve kesindir.
Türkçedeki izi
- hak
- Günlük dilde “hakkım” deriz; pay ve meşru pay demektir.
- haklı
- Sözü veya işi yerini bulmuş kimse için söylenir.
- hakikat
- Olduğu gibi duran, değişmeyen gerçek anlamını taşır.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileمري(şüphe, tereddüt)
Hak, yerini bulan ve bağlayıcı olana der. mry şüphe ve kararsızlığı anlatır. Kısacası hak oturmuş gerçek, mry sallantı ve kuşkudur.
Müfessir diliyle
ölçüsü yerinde sabit olup bu yüzden geçerlilik ve yükümlülük doğuran şey
Nazâir, hakk’ın batılın karşıtı ve kalıcı-faydalı olan olarak çizildiğini gösterir (13:17; 17:81; 22:62). Yaratma, söz ve hüküm “bil‑haqq” ifadesiyle yerli, geçerli ve isabetli oluş üzerinden anlatılır (6:73; 29:44; 4:105). Fiil biçimleri bir hükmün/vaadin üzerlerine bağlayıcı biçimde yerleşmesini veya ilâhî kelimelerle üstün kılınmasını bildirir (17:16; 36:7; 8:7; 10:82).
Somuttan soyuta
Somutta, bir olayın aslı ortaya çıkıp yerini alır (12:51; 38:22); oradan yaratılışın gayeye uygunluğu, vahyin rehberliği ve vaadin kesinleşmesine yükselir (6:73; 21:97; 30:60).
Kardeş köklerden farkı
Anlam alanları · 5
Yaratma ve düzenin yerindeliği
Gökler, yer ve olaylar ‘bil‑haqq’ yaratılır; iş, ölçü ve gaye bakımından yerli ve isabetlidir.
Hüküm, söz ve şahitliğin geçerliliği
İlâhî kitap ve hüküm ‘bil‑haqq’ iner ve konuşur; yargıda isabet ve bağlayıcılık istenir.
Meşruiyet, hak ediş ve öncelik
Bir işin meşru sebebe dayanması, birinin bir işe daha lâyık/öncelikli olması ve bir yükümlülüğün ‘üzerine hak’ oluşu.
Vaadin/dekretin tahakkuku
İlâhî sözün gerçekleşip bağlayıcı hâle gelmesi; azap veya vaat hükmünün ‘yerine oturması’.
Hidayetin üstün gelişi ve batılın sönüşü
Hakk’ın ortaya konması ve üstün kılınması; batılın uçup gitmesi.
Biçimlerin kullanımı
- حَقّ
- Sabit, yerli ve geçerli olan; ayrıca ‘bil‑haqq’ ile meşru/yerinde biçimde.
- حَقَّ
- Yerleşti/tahakkuk etti; hüküm veya vaat bağlayıcı oldu (17:16; 36:7; 39:19).
- يُحِقَّ
- Yerini buldurdu, üstün kıldı, gerçekleşmesini sağladı (8:7; 10:82).
- أَحَقّ
- Daha lâyık, daha öncelikli, daha çok hak sahibi (2:228; 9:62; 10:35).
- ٱسْتَحَقَّ
- Üzerine aldı, müstahak oldu; bir payı/hükmü kendine bağladı (5:107).
- حَآقَّة
- Kaçınılmaz biçimde yerini alacak büyük olay/akıbet (69:1-2).
Güven: Güçlü · incelenen 65 ayetin 37'i açıklandı (%57) · toplam 263 ayetten dengeli örnek
Çok sayıda farklı bağlamda tutarlı bir çekirdek ve düzenli karşıtlıklar (batıl/şüphe) ortaya çıkıyor.
Açık soru: ‘bil‑haqq’ bazen adalet, bazen gayeye uygunluk vurgular; her bağlamda hangi boyutun baskın olduğunu ayet siyakı tayin eder.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 35
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:26Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtırٱلحَقُّ
- 2:42Hakk'ı batıla karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyinٱلحَقَّ
- 2:61Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardıٱلحَقِّ
- 2:71Musa, "Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır". Onlar da: "İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun." dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardıبِٱلحَقِّ
- 2:91Onlara, "Allah ne indirdiyse ona iman edin." denildiği zaman, onlar "Biz kendimize indirilene iman ederiz." derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa yanlarındaki Tevrat'ı tasdik eden gerçek vahiy odur. Onlara de ki; "Peki madem gerçek mümin sizsiniz de ne diye daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuzٱلحَقُّ
- 2:109Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdirٱلحَقُّ
- 2:119Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsinبِٱلحَقِّ
- 2:121Kendilerine kitabı verdiğimiz ehliyetli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte o inkârcılar hüsran içindedirlerحَقَّ
- 2:144Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildirٱلحَقُّ
- 2:146O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu o peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı gerçeği bile bile gizlerlerٱلحَقَّ
- 2:147O hak, Rabbindendir. Artık şüpheye düşenlerden olma sakınٱلحَقُّ
- 2:149Hem her nereden yola çıkarsan (namazda) hemen Mescidi Haram'a doğru yüzünü çevir. Bu emir şüphesiz hak, Rabbinden olduğu gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz de değildirلَلحَقُّ
- 2:176Şüphesiz ki Allah kitabı hak bir sebeple indirmiştir. Kitap hakkında ihtilafa düşenler ise, şüphesiz haktan uzak, bir anlaşmazlık içindedirlerبِٱلحَقِّ
- 2:180Birinize ölüm geldiği vakit, bir hayır (bir mal) bırakacaksa, babası, anası ve en yakın akrabası için meşru bir surette vasiyet etmek, Allah'tan korkan kimseler üzerine yerine getirilmesi vacib bir hak olarak size farz kılındıحَقًّا
- 2:213İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletirبِٱلحَقِّ
- 2:228Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirأَحَقُّ
- 2:236Eğer kadınları, kendilerine dokunmadan veya onlara bir mehir takdir etmeden boşarsanız (bunda) size bir vebal yoktur. Şu kadar ki onlara (mal verip) faydalandırın. Eli geniş olan hâline göre, eli dar olan da haline göre ve güzellikle faydalandırmalıdır. Bu, iyilik yapanlar üzerine bir borçturحَقًّا
- 2:241Boşanmış kadınlar için de meşru ve geleneğe uygun şekilde bir meta'(intifa hakkı) vardır ki verilmesi, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçturحَقًّا
- 2:247Peygamberleri onlara: "Allah, size hükümdar olmak üzere Talût'u gönderdi." demişti. Onlar: "Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir." dediler. Peygamberleri de "Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir." dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilirأَحَقُّ
- 2:252İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Onları sana hakkıyla okuyoruz. Şüphesiz ki sen o gönderilen resullerdensinبِٱلحَقِّ
- 2:282Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'dan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramıyacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'dan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilirٱلحَقُّ
- 3:3O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alırبِٱلحَقِّ
- 3:21Allah'ın âyetlerini inkâr edenler ve haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına kıyanlar yok mu? Bunlarıacıklı bir azapla müjdeleحَقّٖ
- 3:60Bu hak (gerçek) senin rabbindendir, o halde şüphecilerden olmaٱلحَقُّ
- 3:62İşte (İsa hakkında söylenen) gerçek kıssa budur. Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. Muhakkak ki Allah çok güçlüdür ve hikmet sahibidirٱلحَقُّ
- 3:71Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuzٱلحَقَّ
- 3:86İnandıktan, Peygamber'in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmezحَقّٞ
- 3:102Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verinحَقَّ
- 3:108Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemezبِٱلحَقِّ
- 3:112Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur. Meğer ki Allah'ın ipine ve insanlar (müminler)ın ahdine sığınmış olsunlar. Onlar Allah'ın hışmına uğradılar ve üzerlerine de miskinlik damgası vuruldu. Bunun sebebi, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir. Ayrıca isyan etmiş ve haddi de aşmışlardıحَقّٖ
Bu kök 262 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.