Kök
حكم
Kur'an'da 210 yerde, 188 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
İki kişi tartışıyor; bir hakem gelir ve sözü bağlar. Kur’an’da حَكَمَ önce böyle yargıyı anlatır. Sonra bu, karar verme yetkisinin yalnız Allah’ta olduğunu ve ayetlerin sağlam, tartışmayı bitiren ölçüler koyduğunu gösterir.
Türkçedeki izi
- hüküm
- Bağlayıcı karar demek; kökün ana anlamını taşır.
- hakem
- Çekişmede arayı bulan ve kararı bağlayan kişi.
- hikmet
- Doğru ölçüyü görüp uygulama gücü; kökten gelir.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileعزز(aziz, izzet)
Hüküm bağlayıcı karar koymaktır. İzzet üstün gelmek ve yenilmez olmaktır. Kısacası hüküm karar koyar, izzet gücü gösterir.
bu kökileقدر(kudret, kader, takdir)
Kudret yapabilme gücüdür. Hüküm ise bağlayan karardır. Kısacası kudret imkân, hüküm karar demektir.
bu kökileحلم(halim, hilm)
Hilm yumuşak davranmak ve cezayı ertelemektir. Hüküm ise kesin kararı koyar. Kısacası hilm erteleme ve yumuşaklık, hüküm bağlama ve bitirmedir.
Müfessir diliyle
Bir işi bağlayıcı ölçüyle sağlam kılıp ihtilafı kesen, karara bağlayan düzen kurma.
Fiil ve isimlerde kök, taraflar arasındaki anlaşmazlığı bağlayıcı kararla sonuçlandırmayı gösterir (2:113; 38:26; 4:35; 5:43; 5:49). “Hukm”ün tek sahibi olarak Allah anılır; bu otoritesine kimse ortak edilemez (12:40; 18:26; 6:62; 40:12). Aynı çekirdek, ayetlerin “muhkem” kılınması ve metnin temel ölçülerinin konması şeklinde de görünür (11:1; 3:7; 22:52; 47:20).
Somuttan soyuta
Somut düzeyde hakemlik ve yargılama ile başlar (4:35; 2:188); Allah’ın evrensel kararı ve otoritesine genişler (12:40; 6:62); metnin temellendirici açıklığına ve ilahî ada yükselir (3:7; 2:32).
Kardeş köklerden farkı
عززile farkı
Bu kök, bağlayıcı ölçü koyma ve karar tesisidir; عزّ ise üstün gelme ve yenilmezlik vurgusudur. Sıkça birlikte gelmeleri, kudretin (عزّ) kararı uygulamaya elverdiğini, kararın (حكم) ise ölçüyü ve kesinleşmeyi kurduğunu gösterir.
قدرile farkı
قدر kudret ve imkânın yeterliliğini bildirir; حكم ise yetkinin ve ölçünün konulmasıyla işin bağlanmasını ifade eder. Biri yapabilme gücünü, diğeri bağlayıcı kararı anlatır.
حلمile farkı
حلم yumuşaklık ve cezayı erteleme yönünü taşır; حكم ise ölçüyü koyup çekişmeyi kesen kesin kararı öne çıkarır. Biri tehir ve müsamaha, diğeri tesbit ve ilzamdır.
Anlam alanları · 5
Çekişmeyi kesen yargı
Taraflar arasını bağlayıcı kararla neticelendirme; çoğunlukla ‘beynehum’ ile gelir ve ‘bil‑haqq’ ölçüsüyle yapılır.
Yegâne karar yetkisi ve hükümranlık
Karar verme yetkisinin yalnız Allah’a ait olduğu, bu yetkiye kimsenin ortak edilmediği beyanı.
Metnin sağlamlaştırılması (ihkâm) ve açıklık
Ayetlerin sağlam, tartışmasız temel ölçüler hâline getirilmesi; ‘muhkem’ ile ‘mutashâbih’ karşıtlığı.
Verilen yeti: hikmet ve hükm
Peygamberlere ve seçilmiş kullara bağlayıcı ölçüyü kavrama ve uygulama kudreti olarak verilmesi.
İlâhî isim/sıfat
Allah’ın işleri yerli yerince bağlayıp düzeni kuran oluşu; çoğu kez عزّ ile birlikte gelir.
Biçimlerin kullanımı
- حَكَمَ
- Taraflar arasında bağlayıcı karar vermek; ölçü olarak vahyi esas almak.
- حُكْم
- Bağlayıcı karar, yetki ve yürürlükteki hüküm; bazen ilahî takdir/decretum.
- حِكْمَة
- Doğru ölçüyü bilip yerine koyma ve bunu uygulama kudreti/öğretisi.
- حَكِيم
- İşleri yerli yerince bağlayan, ölçü koyup düzeni sağlam kuran (ilahî sıfat).
- يُحَكِّمُ
- Birini hakem kılmak; onun hükmüne başvurmak ve razı olmak.
Güven: Güçlü · incelenen 68 ayetin 44'i açıklandı (%65) · toplam 189 ayetten dengeli örnek
Kökün farklı biçimleri geniş bir nazâir setinde tutarlı biçimde ‘bağlayıcı ölçü ve karar’ ekseninde birleşiyor.
Açık soru: Hikmet ile Kitap’ın ayrışma/örtüşme sınırı bazı siyâklarda yoruma açık kalıyor (2:129; 4:113; 62:3).
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 58
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:32Dediler ki: "Yücesin sen (ya Rab!). Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsinٱلحَكِيمُ
- 2:113Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektirيَحكُمُ
- 2:129Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini tilavet eylesin, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensinوَٱلحِكمَةَ
- 2:151Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyorوَٱلحِكمَةَ
- 2:188Bir de aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için, o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyinٱلحُكَّامِ
- 2:209Size bunca deliller geldikten sonra yine kayarsanız, iyi bilin ki, Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirحَكِيمٌ
- 2:213İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletirلِيَحكُمَ
- 2:220Dünya ve ahiret hakkında (düşünürsünüz.) Sana bir de yetimlerden soruyorlar. De ki: Onlar hakkında yapacağınız bir ıslah, işlerine karışmamaktan daha hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyla ıslah ediciyi bilir, birbirinden ayırd eder. Eğer Allah dileseydi, sizi zora koşardı. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirحَكِيمٞ
- 2:228Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirحَكِيمٌ
- 2:231Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilirوَٱلحِكمَةِ
- 2:240İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar, eşleri için senesine kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirحَكِيمٞ
- 2:251Derken, Allah'ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut'u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah'ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidirوَٱلحِكمَةَ
- 2:260Bir zamanlar İbrahim de: "Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. Allah: "İnanmadın mı ki?" buyurdu. İbrahim: "İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum." dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirحَكِيمٞ
- 2:269Dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak üstün akıllılar anlarٱلحِكمَةَ
- 3:6Sizi, rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O'dur. Kendisinden başka tanrı olmayan, şan, şeref ve hikmet sahibi olan O'durٱلحَكِيمُ
- 3:7Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır." derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmezمُّحكَمَٰتٌ
- 3:18Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardırٱلحَكِيمُ
- 3:23Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlarلِيَحكُمَ
- 3:48Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı, hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretirوَٱلحِكمَةَ
- 3:55O zaman Allah şöyle dedi: "Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğimفَأَحكُمُ
- 3:58İşte bu sana okuduğumuz, âyetlerden ve hikmetli Kur'ân'dandırٱلحَكِيمِ
- 3:62İşte (İsa hakkında söylenen) gerçek kıssa budur. Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. Muhakkak ki Allah çok güçlüdür ve hikmet sahibidirٱلحَكِيمُ
- 3:79İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur)وَٱلحُكمَ
- 3:81Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanımوَحِكمَةٖ
- 3:126Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandırٱلحَكِيمِ
- 3:164Andolsun ki Allah, müminlere kendilerinden, onlara kendi âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitab ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydilerوَٱلحِكمَةَ
- 4:11Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biriananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdirحَكِيمٗا
- 4:17Ancak Allah'ın kabul etmesini vaad buyurduğu tevbe, o kimseler içindir ki, bilmeyerek günah işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir hakîmdir. (Her şeyi bilendir, hikmet sahibidir)حَكِيمٗا
- 4:24Bir de harb esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdir edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidirحَكِيمٗا
- 4:26Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidirحَكِيمٞ
Bu kök 188 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.